LinkedIn fotoğrafımın çevresinde #OpentoWork yazmıyor. Düşmanlarımın haberi olmadan işsiz olmaya çalışıyorum.
Hiç işsiz kaldınız mı? Belki kovularak belki istifa ederek belki de istifa etmeye zorlanarak… Bir şekilde hepimiz iş değiştiriyoruz. Ben bu sefer iş değiştirirken bir insan ve bir çalışan olarak da ne kadar değiştiğimi fark ettim. Meğer ben çalışmaya uygun değilmişim.
Potansiyeli yüksek biriydim. Bunu doğumumdan 7 yıl sonra, 1. sınıfta kırmızı kurdeleyi ilk alan öğrenci olduğumda anladım. Herkes benimle inanılmaz gurur duyuyordu. Kitap okumayı seven, sorular soran bir çocuk olmamın yanında şimdi sorduğum sorulardan bir şeyler öğrendiğime ikna oldu ailem. Yalnızca ailem değil. Ben de zeki olduğumu düşünmeye başladım. Öğretmen olmaya karar verdim. Tüm o öğrendiklerimi anlatma görevini üstlendim.
İkinci sınıfta okulun tek burslu öğrencisiydim. Bunun bir sebebi cidden fakir olmamızdı. Öğretmenim ödemezse herhangi bir geziye gidebilmem mümkün değildi. Diğer sebep ise parlak bir öğrenci olmamdı. Öyle ki, daha ikinci sınıfta okul başkanı seçildim. İşte bu yıllarda nereden öğrendiğimi bilmiyorum ama avukat olmaya karar verdim. Büyük ihtimalle bilmiş bilmiş konuştuğum için biri söylemişti avukat olabileceğimi, ben de ikna olmuştum.

Darüşşafaka sınavı vakti geldiğinde sınava girmek istemedim. Okula zaten gitmek istemiyordum. Bunun yanında küçük göldeki büyük balık olduğumu biliyordum. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar sınava girecekti. Birinci olmayacağım bir yarışa girmek istemiyordum çünkü bu büyük yarışı kaybedersem kazandığım küçük zaferlerin bir değeri kalmayacağını biliyordum.
Fakat ilk date’lerde de söylediğim gibi… Ben hırslı biriyimdir. Sınavda çoğu soruyu salladım ama yaratıcılık kısmına geçince ne istediklerini anladım. Ben de aklıma ilk geleni asla çizmemeye, yazmamaya karar verdim. Sınavı kazandığım halde okula gitmezsem ne kadar cool olacağımı düşünüp durdum.
Türkiye 8.’si oldum. Darüşşafaka’da ise asla sınıf birincisi olmadım. Matematikte hep zorlandım. Sayısal derslerde ne kadar kötüysem sözelde o kadar iyiydim. Potansiyelime dört elle sarıldım. Altın olmasam da parlak bir taş olduğuma kendimi ve ailemi ikna ettim.
Üniversitede hiç çalışmadım. Gerek yoktu. İnanılmaz kolaydı bölümüm ama sonra mezun oldum ve gerçek bir tokat gibi çarptı yüzüme. Kimsenin umrunda bile değil zekam. Sorunlara bulduğum pratik çözümlerle, yaratıcı metinlerimle ve ince şakalarımla ilgilenmiyor kimse. Kimse düşündüğüm paraları vermiyor bana. Kimse bunu hak ettiğimi düşünmüyor ya da benden bağımsız olarak patronlar hep daha fazlasını hak ettiklerini düşünüyor.
Herkesin benden tek bir beklentisi var. İstenileni yapmak. Bunu yaparken de patronumu alkışlamak. Sistemdeki hatalar hakkında asla konuşmamak ve sektörümün çalışanına verdiği değerden değil happy hour’larından bahsetmek. Maaşımın anneminkiyle aynı olmasını kabul etmek. Asgari değil sürekli çalıştığım halde asgari şekilde ödüllendirilmeye ses çıkarmamak ve ne kadar zeki olursam olayım potansiyelimi yalnızca onların izin verdiği ölçüde gerçekleştirebileceğimi kabul etmek… Yetişkin olmak buymuş.
Şimdi iş ararken kendimi altın bir tepside sunmak hiç içimden gelmiyor. Görüntülenmeyen özgeçmişimin gün geçtikçe değersizleştiğini hissediyorum. Google’a başvuruyor gibi on aşamalı işe alım sürecinden geçtiğim Kardeşler Kuruyemiş Sosyal Medya Yöneticisi pozisyonu beni cidden zerre heyecanlandırmıyor.
Ben maalesef çok beceremedim şu yetişkinlik işini. Çocuklukta çok başarılıydım. Şimdi çok zorlanıyorum. Hemen yaşlı olmak ve benden geçti demek istiyorum. 25 yaşında beni ve heyecanımı tüketen patronlarıma ise maalesef bir şey diyemiyorum.
Potansiyelimi nasıl harcadığımı tüm detaylarıyla dinlemek isterseniz fazla samimi podcast’ime beklerim:
https://open.spotify.com/show/6n2JLV4wt85ZyQ9CEaWVuX?si=2f9d83e93cb34d7b


















