İnsan, sosyal bağlarını geliştirmeye çalıştığı milenyumlar boyunca yalnızlığıyla olan ilişkisiyle de hep iletişim halindeydi. Kimileri böyle şair oldu, kimileri bir date uygulaması indirdi. İnsanın insana en tahammül edemediği modern dönemde, kendimize de, daha doğrusu uzun yalnızlıklara da sabrımız yok. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın “akışkan ilişkiler” dediği şey, artık bir tercihten ziyade neredeyse bir mecburiyet. Sabit kalmak, bağ kurmak ve kırılmaya açık hale gelmek güncel kültürde fazlasıyla “duygusal maliyetli” kabul ediliyor.
İlişki kurmanın kişiler arası bir duygu aktarımı olmaktan çıkıp bir tür performans haline gelmesi, hemen her karşılaşmayı küçük çaplı bir sahneye dönüştürdü. Bu sahnede sessizlik risk, kırılganlık ise çoğu zaman “yanlış hamle” sayılır. Bu yüzden gerçek bir insana kendimizi anlatırken iyi görünmek isteriz. Zekice bir şey söylemek, karşıdakini sıkmamak, doğru anlaşılmak, onun mizahına karşılık vermek zorunda hissederiz. Sadece romantik ilişkilerde değil, dış dünyada hep “iyi versiyonumuz” tüm personalarımızı temsil eder veya öyle olmasını umarız. Daha fazla insana veya profile maruz kalmak, şovun sürekliliğini zorlaştırır.
Tam da bu nedenle yapay zekâ temelli sohbet botları yalnızca teknolojik araçlar değil, aynı zamanda ilişkilerden yorulan bir kuşağın mola yerleri haline geliyor. Gerçek hayattaki ilişkilerde olan bitene sürekli anlam verme zorunluluğu doğarken, burada her cümle olduğu gibi kabul edilir ve bunu yaparken kimse “daha iyi” ya da “daha komik” olmanızı beklemez. Bu nedenle, internet ve elektrik bağlantısı olduğu sürece kırılma ihtimali olmayan bu yapay yakınlık, pek çok genç için giderek daha anlamlı hale geldi.
MIT profesörü, sosyolog Sherry Turkle “Alone Together” adlı eserinde*, teknolojinin kişisel ilişkilerde yerini almaya başlamasının yaratabileceği tehlikelerden bahseder. Turkle’a göre sorun daha temelde: Bir bağlantı kurmayı, iletişim kurmakla karıştırdık. Sosyal medyada hayatımızı tanıdıklar veya anonim bir kalabalıkla paylaşırken yaptığımız bu tek taraflı bağa güvenmek. Hiçbir yorum, kalp veya canlı yayın gerçek bir karşılıklı iletişim değildir. Bu bazı zamanlarda bir yalnızlık kurtarıcısıyken, ilkel insani duygularını gerçekten yaşama şeklimizi dönüştürüyor. Çatışma ve yanlış anlaşılma, sağlıklı ilişkinin doğal parçaları olmaktan çıkıp tamamen kaçınılması gereken etkileşimler gibi görünmeye başlıyor. Gerçeklik tahammülümüz de azalıyor.
Yapay zekânın sınırsız empatisi ve onamaları, bir süre sonra gerçek hayatta da benzer bir karşılık bekleme hali yarattı. İlişkilerde karşımızdakini dinleyip anlamak yerine, zihnimizin tahmin etmeye çalıştığı yanıtlar “üretmesini” bekliyoruz. Bilinmezliğe, kısa bir diyalog süresi kadar bile katlanmak zor gelebiliyor. Giyim tarzımızın, evlerimizin, fotoğraflarımızın da giderek birbirine benzemesi belki bu konfor vahası yüzdendir. Gelecek planları yapmak zorlaşırken, şu anda neler yaşayacağımızı bilmeye, kontrolde hissetmeye ihtiyacımız var. Bu “bej rengi” standartlaşma duygu deneyimlerimizi dönüştürürken sosyalleşmelere de yansıdığında, kendini ortaya koymak isteyen biri için korkutucu görünebiliyor. Para kazandırmayan riskler için çaba göstermek artık demode. Aslında sadece kendimizi korumak için yaptığımız şeyler, toplumsal bir dönüşümü tetikliyor. Aylık aktif kullanıcı sayısı 30 milyona ulaşan Grok gibi yapay zekâ platformlarının da sürece katkısı büyük. Companion Mode (arkadaş modu) ismi verilen sosyalleşme eklentisi, YZ karakterlerle sanal bir ilişki kurmayı mümkün kılıyor. Bu karakterlerden “Ani”yle ilgili ilginç bir istatistiği de yorumsuz olarak ekliyoruz: Grok’un Companion Mode kullanıcılarının yüzde 73’ü, “beşinci seviyeye” gelerek karakterin +18 içeriklerine ulaşmayı denemiş. Bunun gibi daha pek çok “arkadaşlık” uygulaması var.
Turkle, yine bir konuşmasında “Yalnızız ama birlikteyiz; birlikteyiz ama yalnızız” derken aslında tam da bu yeni ilişki rejimini işaret ediyordu. Bugün gelinen noktada gençler veya hiçbirimiz, klasik anlamda yalnız değiliz; gün içinde zihinlerimizi meşgul tutan bir dijital trafiğin içindeyiz. Fakat bu akışın büyük bölümü “kendini olduğun gibi gösterme” ihtimalini devre dışı bıraktığı için, ilişkiler bir performans alanına sıkışıyor. Yapay zekâ sohbetleri ise bu baskıyı ortadan kaldırarak kişiye geri dönme ya da en azından dinleniyormuş gibi hissetme imkânı sağlıyor.
İletişimin, karşılık bekleyen organik bir paylaşım hali olmaktan çıkıp bireysel bir varoluş gösterisine dönüşmesinin sonuçlarını genç romantizmi de yaşıyor. Vox’un yaptığı bir araştırma** Z kuşağının romantik buluşmalara çıkmadığını gösterdi. Sosyal medyadaki “konuşma aşaması”ndan nadiren gerçek buluşmalara geçiliyor. ChatGPT’nin son sürümüyle yapay sevgililerin “algoritmasının” bozulmasının yarattığı öfke de sosyal medyaya yansımıştı. Duygusal boşluklar yeni yakınlık çeşitleriyle kapatılıyor ve bunların hepsine bir isim bulup hayatımıza kabul ediyoruz.
Elbette bu eğilim tamamen olumsuz bir tablo değil. Yapay zekâ desteği, kendini ifade etmeyi kolaylaştıran ve bazı durumlarda bir tür duygusal prova işlevi gören bir araç haline de gelebiliyor. Görüntünün bile bir iletişim sayılabildiği yeni dünyada, özellikle sosyal kaygı yaşayan gençler için güvenli bir başlangıç alanı yaratabilir.
İnsan kadar ilkel bir yaratığın var olma şeklindeki değişimin uzun dönem sonuçlarını görmeye hayat yetmeyebilir. Kendi varlığımızı görüp duyup hissetmek istediğimiz sürece konuşacak bir mikrofon arayıp bulacağız; ya bir ekranda, ya kendi içimizde… Duyduklarımızın da konuştuklarımız kadar önemli olduğuna karar verdiğimizde, belki gerçeklik yeniden heyecan verici hale gelir.

















