Freelance çalışma, bizi prangalarımızdan kurtaran bir fırsat mı, yoksa güvencesiz çalışmanın biçim değiştirmiş bir hali mi? Günbegün yaygınlaşan freelance çalışma bağlamında bizi ofissizleşen emek, zamandan mekandan azade, baştan ayağı güvencesizlik ve emeğin değersizleşmesi gibi birçok noktayı düşünmeye davet eden Araştırmacı Özlem İlyas ile İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı “Freelance Emek –Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı”nı konuştuk.
İlk olarak “Freelance” kavramının doğuşundan bahseder misiniz? Freelance çalışan kimdir?
Freelance ilk olarak ortaçağdaki paralı askerleri nitelemek üzere 19 yy.’da kullanıma giren bir sözcük. Günümüzde ise farklı ülkelerde “kendi hesabına çalışan”, “bağımsız çalışan”, “bağımsız profesyonel” gibi kavramlarla yan yana veya bunların yerine kullanılıyor. Kelimenin etimolojisi belki hizmet edilen bir patronun varlığına vurgu yapıyorsa, sözcüğün günümüz kullanımı daha çok özgürlüğü, bağımsızlığı çağrıştıran bir kavram seti ile beraber kullanılıyor. Freelance çalışanların işverenleri de patron değil, “müşteri” olarak niteleniyor ve işçi-işveren ilişkisinden ziyade ortada bir hizmet alım-satımı söz konusu olduğu vurgulanabiliyor. Çeviri, görsel tasarım, bilişim, basın-yayın, kültür-sanat, mühendislik ve mimarlık gibi pek çok alanda yaygınlaşan bu iş ilişkisi, işçinin proje bazlı çalıştığı ve çoğu kez kendi sosyal sigortasını karşılamak durumunda kaldığı bir çalışma biçimi. Ücretlerin düşüklüğü ve yasal güvencenin yokluğundan ötürü çoğu freelance sigortasız ve sözleşmesiz çalışmak durumunda kalıyor.
Bazı sektörlerde teknolojik gelişmeler ve istihdam yapısının dönüşümü freelance çalışmayı o sektörün normali haline getirmiş durumda. Örneğin çeviri sektöründe normal olan freelance çalışmadır; şirketler çok az sayıda ofiste çalışan editör ve proje-koordinatörü ile binleri bulan freelance çalışan havuzundan oluşuyor. Gazetecilik ve kültür-sanat sektörlerinde de benzer bir durum söz konusu. Öte yandan mühendislik, bilişim gibi alanlarda daha karma bir yapı gözlemliyoruz. Burada teknolojik gelişmelerin yanı sıra işçilerin de işyerindeki farklı sorunlardan bir kaçış, kendi hayatına daha fazla hakim olma gibi saiklerle freelance çalışmaya geçiş yaptığını gözlemleyebiliyoruz. Bu kesimin ücretler ve çalışma koşulları üzerindeki müzakere gücü de daha fazla olabiliyor. Son olarak işsizlik ve öğrencilik dönemlerinde harçlık niyetine de mikro işlerde çalışan geniş bir freelance çalışan kesim söz konusu. Dolayısıyla tek bir freelance çalışandan söz edemeyiz; sektöre, o sektördeki teknolojik gelişmelere, işçi-işveren ilişkisine, işçinin emeğinin göreli değerine vs. göre freelance çalışma deneyimi değişiklik gösteriyor.
Freelance çalışma deyince akla ilk gelen şey güvencesizlik. Türkiye’de Freelance çalışan kimsenin hakları yasal güvence altında mı ya da buna dair çalışmalar yapılıyor mu?
Türkiye’de freelance çalışmanın yasal güvence altında olduğunu söyleyemeyiz. Nedeni ise sözleşmeli ve güvenceli çalışmayı zorunlu hale getirecek maddi ve hukuki bir altyapının olmaması. İlk neden olarak freelance çalışmanın “kendi hesabına çalışma” olarak addedilmesini bahsedebiliriz. Freelance çalışanların kendi güvencelerini sağlayabilmeleri ve pek çok şirketle iş ilişkisi kurabilmelerinin yolu şahıs şirketi kurmak oluyor. Oysa pek çok freelance çalışanın bu şirketin masraflarını ödeyecek türden bir geliri yok. Bu nedenle sözleşmesiz ve sigortasız çalışıyorlar, gerekirse tanıdıklardan fatura keserek durumu idare ediyorlar. Bu durumda iş tanımını netleştirmekte, hatta ödemeleri tahsil etmekte dahi zorlanıyorlar.
Öte yandan Türkiye’de yakın zamanda borçlar kanunu ile getirilmiş aralıklı ve aralıksız “evde hizmet sözleşmesi”, freelance çalışanların da kullanabileceği belirli ve belirsiz süreli olarak düzenlenebilecek bir sözleşme türü. Freelance çalışanlar bu sözleşmelerle çalışarak işin tanımı, tarafların sorumlulukları, ödeme şekli ve güvencesi, sigorta gibi konularda güvence elde edebilirler. Öte yandan sözleşmelerin iş kanunu değil de borçlar kanununa bağlı olması, freelance çalışmayı yine de güvencesiz bırakıyor. Zira freelance çalışan müzakere gücüne bağlı olarak bu sözleşmeleri işverene yaptırabilir; sözleşmesiz freelance çalıştırmanın işverene bir cezası tanımlanmamış oluyor. Pek çok freelance çalışan da iş bulma kaygısı, iş ilişkisini zedeleme endişesi gibi nedenlerle bu tür sözleşmeleri talep etmekte zorlanabilir.
Çözüm olarak freelance çalışanlar bir araya gelip patronları bu sözleşmeleri uygulamaya zorlayabilirler. Bir diğer çözüm ise freelance çalışmaya dair işçi yararına olacak hukuki düzenlemeleri tartışıp talep etmek olacaktır.

Freelance çalışma tercih mi yoksa zorunluluk mu? Emeğini bu şekilde ortaya koyan kimselerin “emek” ve bireysellikle ilişkileri bize ne anlatır?
Bunun sorunun cevabı da hangi freelance çalışandan bahsettiğimize göre değişir sanısındayım. Bahsettiğim gibi pek çok sektörde artık zaten norm olan freelance çalışmak, dolayısıyla zorunluluk söz konusu. Öte yandan tercih gibi görünen, koşulların daha işçi lehine olduğu sektörlerdeki freelance çalışmaya geçiş hallerini incelediğimizde de aslında başka türlü zorunlulukların neden olduğunu görebiliriz. Görüştüğüm pek çok freelance çalışan daha önce çalıştıkları işyerlerinde yaşadıkları mobbing, fazla mesai, ücret düşüklüğü, ayrımcılık gibi sorunlardan ötürü freelance çalışmaya geçmeye karar vermişti. Hatta freelance çalışma deneyimlerinden çok, bu işyerlerindeki sorunlarını anlatmak istediler bana. Kimisi de çalışma hayatının daha yapısal kısıtlamalarından, boş zamanın azalması, zamanla gelişen mesleki hastalıklar, bakım yükümlülükleri gibi nedenlerle freelance çalışmaya kendi iradeleriyle geçtiler. Ama bu tür geçişleri bireysel tercih olarak nitelemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Elbette bir tercih yapıyorlar çoğu kez, ancak buradaki bireyselliği vurguladığımızda çalışma ilişki ve koşullarından kaynaklı sorunların etkisini göz ardı etmiş oluruz.
Öte yandan freelance çalışmaya geçişin nasıl anlatılandığı ise başka bir tartışma olabilir. Freelance çalışmayı girişimcilikle özdeşleştiren anlatılar onu farklı şekillerde özgürleşmeye giden bir yol olarak tarif edebiliyor. Tutku duyduğun işi yapma, istediğin saatte çalışabilme, istediğin yerde yaşayabilme, istediğin kişilerle çalışabilme, hatta son zamanlarda yurtdışına iş yapıp Türkiye’deki ekonomik krizlerden de kaçabilme gibi imkânlar sunduğu vurgulanıyor. Bu elbette bahsettiğim daha imtiyazlı freelance çalışanlar için mümkün oluyor. Çalışma koşullarının ağırlığını da düşününce pek çok çalışan için bu özgürlük alanları cezbedici olabilir. Son zamanlarda artan barınma ve geçim maliyetlerinin de metropollerden başka şehirlere veya kırsala göç edip uzaktan çalışmaya geçmeyi çekici kılabileceğini tahmin edebiliriz. Öte yandan içinde bulunduğumuz türden kriz ve belirsizlik koşullarında freelance çalışanlar bu tür bir girişimde bulunmaktansa tam zamanlı işe geçiş yapmaya da çalışabiliyorlar.
Son olarak bu çalışma biçiminin bireyselleşmeyle ilişkisine de yine çalışma koşulları üzerinden bakabiliriz. Bütün gün meslektaşlarından uzakta, muhtemelen yalnız çalışmak işçi açısından psiko-sosyal riskleri de beraberinde getiriyor. Bunun bir sonucu içe dönükleşme ise, bir diğer sonucu
da artan suçluluk duyguları olabiliyor. Yetiştirilemeyen işler, yapılan hatalar, teknik aksaklıklar gibi iş sürecindeki pek çok sorunu freelance çalışanlar kendilerinin sorumluluğunda addedebiliyor. Oysa ofis ortamında olsanız bunlar paylaşılır ve daha hafif deneyimlenebilir. Kitapta freelance çalışmanın bunun gibi ruhsal sonuçlarının sosyalleşmeye ve örgütlenmeye etkisini de açmaya çalışmıştım.
Kitabı yazma sürecinizi mayalayan aslında kendi deneyimleriniz. Biraz sizi bu kitabı yazmaya iten süreçten söz edebilir misiniz?
Kitap aslında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde tamamladığım yüksek lisans tezimin güncellenmiş haliydi. O dönem bir yandan freelance çevirmenlik yapıyor, diğer yandan da freelance çalışanların bir araya geldiği Dünyada Mekân isimli bir örgütlenme girişimine aktif olarak katılıyordum. Öğrenci olarak geçimimi sağlamak üzere çeviri yapıyor, ne kadar çalışsam da bu amacıma ulaşamıyordum. Bu süreçte sağlık sorunları da yaşayınca freelance çeviri yapmayı bıraktım, ama yaşadığım sorunların bana özgü olmadığını etrafımdaki freelance çalışanlarla konuşarak fark etmiştim. Kendi iş bilmezliğimden kaynaklandığını sandığım şeylerin yapısal nedenleri olduğunu görünce de bu konuyu araştırma konusu olarak seçmeye karar verdim.
Kreş desteği alamayan, evde bir yaşlının bakımından sorumlu olan kadınların freelance çalışmayı tercih etmek zorunda kaldığını biliyoruz. Freelance çalışmanın avantajlarından biri gibi görünen ev içi emek ve bakım emeğinin toplumdaki eşitsiz dağılımına dair ne söylenebilir?
Kadınların freelance çalışma deneyimi ciddi anlamda farklılaşabiliyor ve bu daha fazla araştırılmaya muhtaç bir konu. Özellikle pandemi döneminde yaygınlaşan evden çalışma uygulamaları ile beraber bu eşitsizlik daha fazla görünür, konuşulur oldu diyebiliriz. Zira öncesinde kadınlar ya başka kadınların ücretli desteğiyle ya da ailedeki diğer kadınların yardımıyla ev ve bakım işlerinde göreli bir eşitlik elde edebiliyorlardı. Fakat evden çalışmaya geçişte bu tür desteklerin bir anda ortadan kalkması, cinsiyetçi iş bölümünü kadınların daha derinden deneyimlemesine neden olabildi. Freelance çalışanların ise gelir yetersizliği, güvencesizlik gibi nedenlerle bu desteklere erişimi zaten çok daha kısıtlı olabiliyor. Dahası pek çok kadın partnerleri veya aileleri tarafından evden çalışma konusunda teşvik edildiklerini, böylelikle bakım ve ev işlerini üstlenmelerinin telkin edildiğini paylaşıyor.
Kadınların bu çifte mesaiyi üstlenmesinin hane içinde çatışmalara, gerilimlere de gebe olduğunu not edelim. Bunun yanı sıra kadınların ücretli işleri de olumsuz etkilenebiliyor; hanenin taleplerini karşılarken işi layıkıyla yapma konusunda da strese girebiliyorlar. Sonuç olarak iş günleri uzuyor, yetişmeyen işler gece mesaisine dönüşüyor. Hane içinde bu eşitsizliğe karşı verilebilecek mücadelenin yanı sıra, güvencesiz çalışanların ve işsizlerin de kamusal bakım desteklerine erişiminin çok önemli bir talep olabileceğini vurgulayabiliriz.

















