Serotonin halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinen, yaklaşık yüzde 90’ı bağırsaklarda yüzde 10’u beyinde bulunan ve bedende birçok işlevin yerine getirilmesinde rol oynayan kimyasal bir salgı. Bunlardan bir tanesi de ruh halinin düzenlenmesine yardımcı olması. Serotonin miktarı normal seviyelerde olduğunda kişi kendini odaklanmış, duygusal açıdan dengeli, mutlu ve sakin hisseder. Bir diğer deyişle, yardımcı olur. Tam da içinden geçmekte olduğumuz kolektif yas sürecinde ihtiyacımız olan şey. Olanı olduğu kadarıyla kabul etmek ve teslimiyet.
Yas süreciyle baş edebilmek için, öncelikle bunun yaşanması gereken bir süreç olduğunu kabul etmek ve buna alan açmak gerekiyor. Yani mücadele değil, teslimiyet. Son zamanlarda biraz olsun değişmeye başlasa da, genellikle mutluluğun iyi, acının, üzüntünün vs. kötü olduğuna dair bir algı var. Mutluluk uzun sürmeli, üzüntü kısa. Eğer acımız ve üzüntümüz biraz uzarsa, bu güçsüzlük belirtisidir. Güçsüzlük olumsuzdur. Biri görürse der ki, “ama senin güçlü olman lazım,” Her zaman güçlü olmak gerekmiyor. Çünkü tıpkı mutluluk gibi, üzüntü ve acı da özgürce yaşanması gereken duygular. Tabii ki kolay değil, ama kolaylaştırmanın yolları var.

Öncelikle, sürecin özgürce yaşanmasını engelleyen kişilerden uzak durmak gerekiyor. Yani dinlemek ve anlamaya çalışmak yerine, acıyarak bakanlardan, yargılayanlardan, telkinde bulunanlardan. “Daha kötüsü olabilirdi, bak insanlar neler yaşıyor, hadi gül biraz, bak bilmem kimin bilmen nesinin bilmem nesinin başına neler gelmiş, seninki de bir şey mi onun yanında, bak senin güçlü olman lazım…” gibi cümleler kuranlardan.
Çevremizdeki insanların mümkün olduğunca kalpten iletişim kuran, samimi ve tüm varlığıyla yanımızda olan kişiler olması, sürecin rahat geçmesine çok yardımcı oluyor. Evet, çoğumuz gördük ve görüyoruz ki, bu süreçte bize en iyi gelen şey dayanışma, birliktelik ve paylaşmak. Hem sosyalleşmek de serotonin miktarını artırıyor. Tek yapılması gereken, uygun bir sosyal ortama girip paylaşmak. Hislerinden bahsetmek, şarkı söylemek, susmak, şiir okumak, enstrüman çalmak, dans etmek… O an içinden hangisi geliyorsa. Eğer bunun için uygun bir ortamın yoksa, çemberlere katılabilirsin. Mesela kadın çemberlerine.

Sürece yardımcı olacak diğer pratikler ise şunlar:
Nefes ve meditasyon çalışmaları : Nefes, fark edildiği anda yavaşlamaya ve derinleşmeye başlar. Bunun da parasempatik sinir sistemi üzerinde oldukça olumlu etkileri var. Bu nedenle, her nerede olursanız olun, aklınıza geldikçe, farkındalığınızı nefesinize getirip, nefes alış ve verişlerinizi ve bunun bedende yarattığı hisleri gözlemleyebilirsiniz. Tabii ki kontrol etmeye çalışmadan, yargılamadan, sadece bir gözlemci olarak.
Nefesin sinir sistemi üzerindeki etkisi, biraz da nefes alış ve veriş süreleriyle ilgili. Nefes verişlerin, alışlardan uzun olması sinir sisteminin regule edilmesine yardımcı oluyor. Buna yönelik birçok çalışma ve yöntem var.
Sayıyla nefes alıp vermek: Örneğin 4 sayıda alıp 5-6 sayıda vermek gibi.
Kare nefes: 4 sayıda nefes al, 4 sayı tut, 4 sayı ver ve 4 sayı tut. Bu sayılarda kişiye göre oynamalar yapılabilir. Mesela nefes veriş ve tutma sürelerini daha uzun tutmak ya da aynı pratiği 3 sayıda yapmak gibi. Önemli olan rahat ve keyifli olması.
BBM nefes çalışmaları: Açılımı, “Bilinçli Bağlantılı Nefes” Travmalar üzerinde oldukça olumlu etkileri var.

Meditasyona gelince, illa bağdaş kurup oturmak anlamında değil. Farkındalıkla yapılan her şey bir nevi meditasyon. Yemek yerken yemek yediğimizin farkında olmak, çiçek sularken çiçek suladığımızın farkında olmak gibi. Bunun yanında, kişinin kendini iyi hissettiği ve zevk aldığı şeyleri yapması da, meditatif bir etki yaratıyor. Resim yapmak, yazı yazmak, yemek yapmak gibi. Aslında tüm olay, tüm varlığımızla şimdiki zamanda olmak.
Mindfulness meditasyon: Mindfulness, en basit tanımıyla şimdiki zaman farkındalığı demek. Anda gerçekleşen her şeyi, olayları, olaylara verdiğimiz tepkileri, hisleri, bedenimizi vs. yargılayıcı olmadan izlemek. Beden farkındalığını artırmanın ve stresle başa çıkmanın en güzel yollarından biri.
Aktif meditasyon: Böyle zamanlarda bedende çok yük birikiyor. Depremle birlikte bir çok kişiden bedeninde daha önce hiç olmayan ağrılar oluştuğunu duydum. Hareket etmek, bedende biriken stresi atmaya yardımcı. Üstelik, her zaman bağdaş kurup oturmak kolay olmuyor. Bir müzik açıp, zıplayarak, tüm bedeni titreterek, müziğe teslim olup dans ederek yapılan meditasyonlar da hem enerji artırıyor hem de serotonin.

Yoga : Düzenli yapılan yoga pratikleri serotonin miktarını artırıyor ve stresle mücadeleye yardımcı oluyor. Çok fazla yoga çeşidi olsa da temel fikir pratik sırasında farkındalığı olabildiğince nefeste ve bedende tutmak. Bir de tabii ki keyif veren pratikleri yapmak.
Spor yapmak: Bisiklet, koşu, yüzme, pilates, fitness vs. Hangisi keyif veriyorsa.
Doğa ile temas etmek: Bu süreçte en zorlanılan şeylerden biri de merkezimizde kalmak. Doğa, bunun için bire bir. Bu nedenle fırsat buldukça doğada yürüyüş yapmak, bir ağacın dibinde oturmak, hatta ağaca sarılmak, kısaca topraklanmak, köklerimizi hatırlamamıza ve dolayısıyla merkezlenmemize çok yardımcı oluyor.
Güneşe çıkmak: Güneşin iyi hissetme üzerindeki etkileri aşikar. Hiçbir şey yapmadan güneş altında oturmak bile serotonin miktarını artırıyor. Hazır bahar gelmişken, şimdi güneşe çıkmanın tam zamanı.


















