Bitmeyen mesailer, mesai dışı cevapladığımız mailler, uğruna sabahladığımız sunumlar ya da ne yapsak da yöneticiyi memnun edemediğimiz raporlar yetmiyormuş gibi dört bir yandan bizi köşeye sıkıştıran ülke gündemi; seçim, enflasyon, hayat pahalılığı, günbegün burnumuzun dibinde hissettiğimiz liyakatsizlik, haziran ayının sonuna kadar bize yüzünü göstermeyen güneş ve iliklerimize kadar hissettiğimiz iklim krizi… Unutmadan, bayram hediyesi niyetine dakikalar içinde arşa çıkan dolar kuru… Neyse ki bayram tatili geldi de biraz soluklanacağız değil mi? Soluklanacak mıyız sahiden, bir düşünelim.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da çalışan kesimin şanslı bir bölümü, bayram tatilinin denk geldiği haftanın ilk günlerini de tatile dâhil edip bir önceki hafta sonundan tatile çıktı. Çalışanların bir kısmı, yalnızca bayram günleri tatil yapabilecekken sağlık çalışanları, taksi, minibüs ve belediye otobüsü şoförleri, market çalışanları, basın mensupları ve çağrı merkezi personelleri gibi bazı meslek elemanları (bunların maalesef yalnızca ilk etapta aklımıza gelen meslek grupları olduğunu belirtmek isteriz) bayramda da çalışmak zorunda kalacak.
Çalışma alanlarımızda; apoletlerimizin “bir anlamı olduğu yerlerde” eşitsizlik açısından durum böyle. Ancak, eve gelip o apoletlerimizi çıkardığımızda da durum değişmiyor. Maalesef, bazılarımız için eşitsizlik devam ediyor. Eşitsizlik; ofis, ev, bayram ya da tatil dinlemiyor. Örneğin; bir bayram günü hayal edelim. Hayal de olsa bayrama ne çabuk atladık! Bayram temizliğini ve bayram hazırlığını kim yapacak? Bunun cevabını hepimiz biliyoruz. Maalesef; temizlik, çocuk ve yaşlı bakımı, yemek gibi ev içi görünmeyen emek hâlâ neredeyse her yerde, her evde kadınların omzunda. Ev içinde kadınlarla bir yaşamı paylaşanların eğitim seviyesi ne olursa olsun, söz konusu ev içinde bahsi geçen işlerin yapılması ise iş yükü, hatta işin zihinsel yükü de kadınlara fatura ediliyor. Kadınlar; çalışma hayatlarında aldıkları ücretten, alamadıkları terfiden tutun da biyolojik ve ruhsal gereksinimleri olan regl izninden, yasal hakları olan doğum iznine kadar her alanda devasa bir eşitsizliğin içinde mücadele vermeye devam ediyor. Yetmiyor, bayram günü masa örtüsü kırışık diye iştahının kaçması muhtemel misafirleri ağırlamakla, elbette öncesinde bayram temizliği yapmakla “görevli” oluyor.
Bayram tatili haricinde de okulların kapanması ile çocuk bakımı yine annenin ya da anne yokluğunda çocuğa bakım veren herhangi bir kadının sorumluluğuna bırakılıyor. Çocuğun tatil planı ile yalnızca bakım veren kadınlar ilgileniyor. Halbuki, hepimiz için tatil, aslında bazı kimliklerden sıyrılabilmek demek. Tatilde olmak için yalnızca yolculuk etmek, bavul hazırlamak gerekmiyor. Birinin müdürü, çalışanı ya da müşterisi olmadığımız, bazı rollerden sıyrıldığımız zaman aslında tatildeyiz. Ancak maalesef, ev içi görünmeyen emek yalnızca kadınlara yüklendiğinde kadınların annelikten sıyrılması imkansızlaşıyor. Annelik, hiç tatilin olmadığı, epey zorlu bir gezegen gibi orada öylece duruyor.
Yeni Kankamız: Yapay Duygusal Zekâ
İnsan, sosyal bağlarını geliştirmeye çalıştığı milenyumlar boyunca yalnızlığıyla olan ilişkisiyle de hep iletişim halindeydi. Kimileri böyle şair oldu, kimileri bir...


















