Ekmek almaya gönderilen, her akraba ziyaretinde ne kadar boy attığı konuşulan; daha da önemlisi parlak bir gelecekte büyük işler başarması beklenen aile fertleri ‘evin gençleri’ydi. İşte o meşhur gençler büyüdü. Aralarında eğitimini yarıda bırakan veya bitirdikten sonra çalışmayarak ebeveynleriyle beraber yaşamaya başlayanlar oldu. Onlara artık ‘ev genci’ deniyor.
90’ların sonunda“NEET” (not in education, employment or training ifadesinin kısaltması) adıyla İngiltere’de başlayan bu konsept, Türkçe olarak ‘ne eğitimde ne istihdamda’ olan gençler için kullanılıyor. Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) 2020 yılı 15-29 yaş grubu verilerine göre Türkiye bu grupta yüzde 28,8 ile 36 ülke içinde ikinci sırada yer aldı. Genç tanımında kullanılan yaş aralığı genişledikçe bu oranın yükseldiğini görüyoruz. 2020 yılında 20-34 yaş grubunun yüzde 38,1’i ne eğitimde ne istihdamdaydı* ve bu sayı geçtiğimiz iki sene boyunca giderek arttı.
Ülkemizi bu sonuca getiren sebeplerin başında ekonomik şartların ve istihdam olanaklarının olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Elinden geleni yaparak beklentilerinin karşılığını alamayan gençler aile evine mecbur kalabiliyor. Özellikle pandeminin getirdiği kısıtlamalarla gelen işsizlik dünya gündemine yerleşti. Fakat en az bunlar kadar önemli bazı temel konuları da hatırlamak gerek.
Özellikle alıştığımız teknolojiden yoksun bir dünya modelini deneyimlemeden hayata gözlerini açan Z kuşağı için, bir başka bir nesle ait standartlar karşılık bulmuyor. 18-29 yaş grubu gençlerin yüzde 76’sının daha iyi bir hayat için yurt dışında yaşamak istemesi bir yana***, sosyal medya kullanımıyla beklenti ve hayaller artık herhangi bir ülkenin mevcut şartlarının çok ötesine geçti. Kültürel kodlar, eğitim sistemindeki eksikler, başarı ölçütleri, sınav psikolojisi gibi konular güncel yaşam içinde artık kendilerini daha çok hissettiriyor. Bu yüzden ne istihdamda ne eğitimde olan gençleri isyanda, bunalımda veya telefonda bulmak mümkün, bazen de hepsinde aynı anda… Modern dünyanın bir etkisi olarak ev genci olmak kimi zaman bir kader değil, sadece seçim sayılabilir.

Eskiden anne ve babaların komşunun çocuğuyla yarıştırdıkları evin gençleri, artık milyarlarca ‘profil’le karşı karşıya geliyorlar. Ya kendilerinin ya da kendilerine sunulan şartların yetersiz olduğuna inanarak daimi bir haksızlığa uğramışlık hissiyle yapay bir mücadele içindeler. Daha fazlasını istemek, bazen hatalı bir adaletsizlik algısıyla hiçbir şey yapmamaya sebep oluyor. Bunun bir sonucu olarak arzulanan bir hayat için ‘emek verme’ tanımı değiştikçe tatmin duygusu da kayboluyor.
Bu kıyaslamanın doğrudan etkilediği bir konu da para kazanma ile meslek sahibi olmanın birbirinden ayrışması oldu. Nesillerdir devam eden torpil yarası bir yana, yetenekle bir yere gelmeye inananların sayısı giderek azalıyor. Hedeflediği mesleğin ortalama aylık kazancını ünlü bir Youtuber’ınkiyle kıyaslamak, gencin amacının anlamını yitirmesine sebep olabilir. “Değmez abi”yi slogan gibi sahiplenen biri için de elbette hayal kurmak zordur. Bu bakış açısındaki kızgın ve üzgün bir neslin yılgınlığını anlamaksa çok kolay.

Bu ortak karamsarlığın başka psikolojik sonuçları da var. Maruz kaldıkları yaşam tarzlarına bakarak ‘evrenden alacaklı’ hisseden gençlerde yanlış ego gelişimi de bir nevi felce sebep oluyor. “Nasılsa bu kadar iyi olamayacağım” ile “ben olsam çok daha iyisini yaparım” arasında kendilerini gerçekleştirmekten vazgeçiyorlar. Bu da özendiği şeyleri taklit ederek veya deneyerek istediği sonuçları alamayan gençler için açık veya gizli bir özgüvensizlik demek. Üstelik bu gruba giren ev gençleri bahsettiğimiz bakış açısında buluşabiliyorlar. Yaşıtlarından veya benzer -dijital- sosyal grubundan onay gören biri için bu inançsızlığa inanmak kolaylaşıyor. Depresif düşüncelerin normalleşmesi, karakter kusurlarının komediyle onanması, online segmentasyon gereği belli bir haber ve bilgi sınıfının dışına çıkmanın güçlüğü gibi etkenlerin yarattığı döngü de kişisel gelişimin önüne geçiyor.

Bu noktada aile içi iletişimin etkisine dikkat çekmekte yarar var. Artık günlük hayatın bir parçası olan kaygıyla başa çıkabilmek için sağlam -her zamankinden daha sağlam- bir zemin gerekiyor. Çocukluk yıllarında sorumluluk ve yeterlilik algısının yerleştirilmesi, ilk gençlik döneminde yeteneklerin ve ilgi alanlarının belirlenmesi ve eğitim süresi boyunca gerçekçi ve sağlıklı hedeflerin konması büyük önem taşıyor. Bu aşamalarda sekteye uğrayan her konunun sonuçları olacağı gibi bunlar uzman yardımıyla düzeltilebilir. Konfor alanından çıkmak herkes için zordur, alıştığımız şey mutsuzluğun kendisi olsa bile… Devlet destekli projeler ve sivil toplum örgütlerinin de ev gençliği süresini minimuma indirmek için çalışmaları var. Sabancı Vakfı’nın 2016’dan beri düzenlediği kısa film yarışmasının bu seneki konusu da ‘Ne Eğitimde Ne İstihdamda Yer Alan Genç Kadınlar’dı.****
Bu yazıyı ofisinden, sınıfından veya evinden okuyan tüm daha gençlere millenniallardan slm olsun, kib.
Kaynakça
**https://www.iha.com.tr/istanbul-haberleri/uzmanlardan-ev-gencleri-ne-oneriler-3528598/
****https://www.odatv4.com/kultur-sanat/ev-genci-kadinlari-basrolde-242504

















