2017 yılında Uruguay’a yerleşme fikriyle Güney Amerika kıtasına gittim. Planım yaşamımın geri kalanını orada sürdürmekti. Sakin bir yaşam istiyordum ve bu fikir ideal gelmişti. Panik ataktan muzdariptim ve orada iyileşecektim. Uzaklar, var olmayı öğretecekti ve sonrasında hayatın üstesinden gelebilme donanımına erişecektim. Bazı yerler ‘ben burayı biliyorum’ hissini uyandırır ya… Benim açımdan öyle olmadı. Her şey çok yabancıydı. Aidiyet duygum, anı biriktirdiğimde oluşur diye düşündüm ama ilk iki ayın sonunda kendimi çok yalnız hissettiğimi fark ettim. Kendi balkonum, kendi paspasım olsun istiyordum. Elektrikli süpürgemi bile özlemiştim. Ana dilimde kavga edebilmeyi mesela… Evde hissetmiyordum. Lezzeti yoktu. Eve döndüm. Sonra uzakları ev yapan insanlara saygım arttı. 
Gün geçtikçe daha çok arkadaşımızın yurt dışına yerleştiği haberini alırken ister istemez aklım çeliniyor. Düşünüyorum, “acaba mı?” diye. Derken o yaşamsal soru gelip buluyor yüreğimi. Yurt dışına yerleşenler gerçekten mutlu mu? Bunu kendi çevremden uzaklara gidenlere sorarak hem size hem kendime bir cevap devşirmeye çalıştım. Okuyun, bakalım becerebilmiş miyim?
Bir süredir Malta’da yaşayan Burak B. kendi deneyimlerini aktarırken ‘şükür moment’ modunda mesela. ‘Konaklama çok pahalı. Yeni bütçeme alışmak beni biraz zorladı açıkçası‘ diyor. Huzurlu hissedebileceğim, güvenli ve mutlu olabileceğim her yerde yaşamaya varım! Tam bir dünya vatandaşı.
Hüseyin B. adaptasyon sürecini biraz daha farklı yaşamış. Alaska’ya eğitim için gitmiş, su ürünleri mühendisiyken sektör değiştirip hemşire olmuş. ‘Burası daha önceden bildiğim bir yerdi. O yüzden yeni bir yer gibi gelmedi bana.‘ diyor. Takdire şayan!
Anıl C. ‘nin hikayesi ise Türkiye’de çalıştığı şirketten terfi ederek İngiltere’ ye gitmesiyle başlamış.
‘Aslında yurtdışına gelince her şeyin bir anda daha iyi olacağını düşünmüştüm. Şimdi dönüp geriye baktığımda ne kadar yanıldığımı görebiliyorum. Hiç kaygı barındırmamışım. Hala oturmuş bir sosyal hayatımız yok. Aile ve arkadaşlardan uzak olmak yaşamadan empati kurulabilecek bir şey değil.‘ diyerek başlıyor. Ama eşiyle hayallerindeki karavanı aldıkları için mutlu. Helal olsun!
Melis S. ise diğer yarım kürede. Evlenip uzaklara gitmiş. Arjantin’ de mutlu bir hayatı var. ‘Önemli olan çok beklentiye girmeden uyum sağlamak ve tadını çıkarıp deneyimlere açık olmak.’ diyor. ‘Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyorum. Orası benim zaten evim, köklerim orada ve ne zaman özlersem zaten gider gelirim.’ Güzel bir yaklaşım. Ne mutlu!
Kısacası her birimizin doyum noktası bambaşka. Ben evde hissetmeyi seçtim, bir başkası daha iyi şartlarda yaşamayı, diğeri sevdiği insanla beraber uzaklarda olmayı… Mutluluk farklı farklı. Burada önemli olan nokta ne için gittiğimiz değil, giderken neyi yanımızda götürdüğümüz sanırım. İnsanın geçinmeye gönlü olduktan sonra her yer yuva sonuçta. Değil mi ama?


















