Normların dikte ettikleri dışında herhangi başka bir şey olmanın çok zor olduğu dönemlerden geçiyoruz sayın seyirciler. Uyum sağlama ve birbirine benzeme kavramları iyice karıştı. Böyle bir dünyada -özellikle ülkede- bir LGBTİQ+ birey olmanın yükünü gördüklerim ve dinlediklerimle sadece anlamaya çalışabilirim. Bugün, karşımızdaki çeşit çeşit zorluk arasından kurumsal hayatla ilgili konuşmayı seçtik.
Bu alanda yapılan araştırma bile o kadar az ki, eski verilere ihtiyaç duyuyoruz. Diğer yandan konuyla ilgili o kadar gelişme olmadı ki eski verilerin neredeyse geçerliliğini koruduğunu da söyleyebiliriz. 2015 yılında özel sektörde cinsiyeti ve cinsel kimliğiyle ilgili açık yaşayanların oranı yüzde 21,7 olarak karşımıza çıkıyor. 2021 yılında bu oran yüzde 17,2. Kamuya baktığımızda bu oran yüzde 4,1’e kadar iniyor. Cinsiyet Eşitliği Politikaları’nın araştırmasında birkaç dikkat çekici istatistik daha var: “Özel sektörde iş yerinde tamamen ve kısmen açık olan LGBTİQ+ çalışanların toplam oranının (%41,8), işe alım süreçlerindeki ilgili orandan (%18,2) yüksek olması, tamamen kapalı olma oranının işe alımdan sonra düşmesi (%57,3’ten %31,6’ya) çalışılan işyerindeki koşullar ile üstlerin ve diğer çalışanların tutumlarına bağlı olarak bir güven ortamı oluşması halinde, LGBTİQ+ çalışanların kimlikleri konusunda daha açık davranabildiklerini göstermektedir.”
Geçtiğimiz aylarda kendini gerçekleştirememe kaygısıyla çalışmamayı göze alan ev gençlerinden bahsetmiştik. İş dünyasının bu bireyselleşme döneminde yukarıdaki matematik hangi çağa ait? Eşitliğin bir gereği olarak kimse kişisel seçimlerini beyan etmekle yükümlü kalmamalı, fakat bunu gizlemeye çalışmanın da bir var oluş zorunluluğuna dönüşmemesi gerekiyor. Üstelik dahası var. Gzone’dan Cihangir Öz’ün haberine göre ABD’de yapılan bir araştırma, gey ve biseksüel erkek çalışanlar, deneyim, eğitim, meslek, medeni hal ve yaşanılan bölge bakımından benzer niteliklere sahip heteroseksüel erkeklere göre yüzde 11 ile 27 arasında daha az kazandığını gösterdi. Amerika Birleşik Devletler’inde bunu yapan zihniyet burada neler yapmaz. Yapsa da böyle bir istatistikten bahsetmemize kaç sene olduğu bilinmez.
Yaşam tarzı ve mesleğini paralel tutmayı hedefleyen Z kuşağının çalışma hayatına girişi ve sosyal medya kanallarının global bir platform sağlaması elbette algı gelişimi için önemli oldu. En azından logolara gökkuşakları ekleniyor. Bugün ülkemizde de pek çok şirket “din, cinsiyet, yaş ve ırk” konularında ayrımcı politikalardan uzak durduğunu beyan ediyor. Fakat özgürlük söylemleri günlük hayatta da özgür hissetmek için yeterli mi?
Geçen sene Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmada “nispeten özgür” sanılacak iş ortamlarının da kaygıyı azalttığını görmüyoruz. Biangles takma isimli katılımcı, “Çalışanlar arasında da bilmezler beni. Kendimi de belli etmemeye çalışırım, cinsel yönelimimi en azından. Ama dediğim gibi akademide olduğumuz için yine reaksiyonların biraz daha az katı olabileceğini düşünüyorum ama herhangi bir durum olduğunda bunu kullanabilir, aşağı çekebileceklerini de düşünmüyor değilim. Bir akademisyen arkadaşım sırf bu yüzden devlet kurumundan atıldı(…)” sözleriyle durumu özetliyor. Veya en kısaca eyvah diyebilir miyiz?
Bu konunun bir de ofis sosyalliği boyutu var. Kapalı yaşamaya çalışmanın ağırlığının karşısında açık yaşayabilenler de bir stereotiple mücadele etmek zorunda kalıyor. Henüz kadın-erkek seviyesinde ayrımcılığı çözememişken diğer cinsiyetler için durum biraz daha karışık. Bahsettiğimiz sadece gey olduğunuzu öğrenince derhal diğer gey arkadaşıyla tanışmanız gerektiğine karar veren heyecanlı masa arkadaşınız değil, LGBTİQ+ bireylerin belirli meslek dallarına “layık” görülmesi… Hala cis kadınlara ait başarılar bile “kadın başarısı” olarak ayrı bir kategoride parlatılırken, bu bireylerin de, örneğin modacı olmaları, makine mühendisi olmalarından daha çok bekleniyor.

Rahat olabileceklerine inandıkları şirketlerin kısıtlı olması gibi meslek seçimi de bu sebeple bir yüke dönüşüyor. Nilay Göl’ün Tükenmez Kalem için yaptığı bir söyleşide soyadını vermeyi -normal olarak- istemeyen gazeteci Murat şöyle diyor: “Sahada röportaj yaptığım esnada ister istemez feminen hareketlerde bulunabiliyorum. Bu da görüş alacağım kişide hoşnutsuzluklara sebep olabiliyor. 2019 yerel seçimlerinde bir belediye başkanı adayıyla röportajım esnasında boş bulunmamla yaptığım bir harekette aday röportajı yarıda kesip ‘Murat’cım, biz erkek adamız, böyle hal ve hareketler hoş değil, hiç yakışıyor mu?’ gibi absürt bir konuşma yapmıştı.” Murat’ın da böyle hal ve hareketlere maruz kalmayacağı belediye başkanı adaylarıyla röportaj yapacağı günleri umutla bekliyoruz.
Gözümüzden kaçtığını düşündüğünüz başka madilikler varsa bize yazmayı da lütfen unutmayın.


















