Çeşitli stres faktörleriyle sınanmadığımız bir günün olasılık dışı olduğu bir çağda yaşıyoruz; bunun tartışılacak bir yanı kalmadı. Hâl böyle olunca dayanıklılık (resilience) esen kalabilmek için verilen tavsiyelerin başında geliyor çünkü yıkılmış bireyler istemiyoruz. Yıkık bir halde hayatımıza devam edemiyoruz, gündelik hayata katılamıyoruz, çalışamıyoruz.
Psikolojik dayanıklılık zor ve stresli durumların üstesinden sağlıklı bir şekilde gelebilme yetisidir ancak olumsuz durumdan etkilenmemek veya onu görmezden gelmek anlamına gelmez. Dayanıklılığı öğrenmiş kişi de ‘stres olur’ fakat stres karşısında çaresiz ve hapsolmuş hissetmez. Bunu bir karakter özelliği değil de bizim bilinçli bir şekilde aktif hale getirebileceğimiz bilişsel bir yeti olarak düşünelim ki dayanıklılığın öğrenilebilir olması sonradan kazanılabilecek bir şey olduğunu da kanıtlıyor zaten. Bunun için alışkanlık haline getirebileceğimiz belli bazı taktikler var tabii; kendini olumlama tekniklerini pratik etmek, kendimize özen göstermek, meditasyon, egzersiz veya olası durumlar için yedek planlar yapmak gibi. Bunlara, kısa yoldan alışkanlık edinilebilecek davranışsal taktikler diyebiliriz.
Edinmesi tüm bir yaşam süresine yayılan ancak desteği çok büyük olan başka şeyler de var; örneğin güvene dayalı, yakın ilişki ağlarına ve özgüvene sahip olmak gibi. Kendimize duyduğumuz güven doğru kararı vereceğimizin, hislerimize güvenmemizin sigortasıdır; özgüven sayesinde engellerin üstesinden gelebileceğimize dair inancımız pekişir.
Bu edinimlerin yanında, olaylara gerçekçi bakmamıza yardımcı olacak bilişsel (ve belki Stoacı) bir yönelim de zorlukların karşısında daha esnek düşünüp hareket edebilmemizi sağlar.
- Bizim elimizde olan şeyler ile değiştiremeyeceklerimizi ayırt edebilmek,
- gerçekçi hedefler belirlemek,
- olaylara geniş açılı yaklaşmak,
- tepkilerimizin olası sonuçlarını göz önünde bulundurmak,
- zorlukların barındırdığı gelişim olanaklarını görebilmek gibi tutum ve algılar, zor durumlar karşısında nasıl birine dönüştüğümüzü belirliyor.
Bizi genel olarak dayanıklı kılması muhtemel bu edinimler dışında, iş dünyasına özel ne gibi pratiklerin bize psikolojik yansıması olumlu olur peki?
3C Kuralı
Maddi ve Khoshaba’nın iş yerinde dayanıklılık üzerine meşhur çalışmalarında vurguladıkları üzere, iş yerindeki meselelerden kendinizi soyutlamak yerine bağlılık (Commitment) göstermek, etkiniz olabilecek konularda kontrolü elden bırakmamak (Control) ve zorlukları birer mücadele (Challenge) olarak görmek sizi etkisiz kalmaktan kurtaracağı gibi dayanıklı da kılıyor.
Duygu Regülasyonu
Yazının başında dediğim gibi dayanıklılık zorlukları görmezden gelmek demek değildir. Verilen tavsiyelerde çoğunlukla etken olmanın altının çizildiğini görüyoruz. Duygu regülasyonu da etkenliğin yollarından biri. Negatif duygularınızı bastırmak yerine olaylara verdiğiniz duygusal tepkileri fark edip ‘tetikleyiciler’inizi tanımak başa çıkma yolları bulmada size etkenlik kazandıracaktır. Böylece, olur da iş ortamında maziden tanıdık olduğunuz bir endişe uyaranı karşınıza çıkarsa onu geç olmadan fark edip, duygularınızı düzenleyebilir ve süreci daha farkındalıkla ve az hasarla atlatabilirsiniz.
İletişim
Tabii bu içsel düzenlemelerin devamında çalışma ortaklarınızla iletişim kurmanın faydası çok büyük. Araştırmalar söyleneni ve anladığımızı kendi kelimelerimizle karşımızdaki kişiye geri ileterek uyguladığımız yansıtma tekniğinin iletişimde fark yarattığını söylüyor. Bununla beraber düşüncelerinizi yapıcı bir şekilde iletmek de sizi bir yükten kurtaracak, bazı şeyleri tek başınıza halletmeye çalışıp tükenmenizi engelleyecektir.
İş hayatında psikolojik dayanıklılığın sadece çalışan tarafından yapılan, bireysel iyileştirmelerle sağlanması tabii ki mümkün değil. Bireysel dayanıklılıkla beraber örgütsel / kolektif dayanıklılığı oluşturmak da şart. Bunun için iş ortamını düzenlemekten sorumlu mevkilere ve işverenlere düşen birkaç önemli adım var.
İş-Yaşam Dengesi
Dinlendiğimiz, yakın ilişkilendiklerimizle birlikte geçirdiğimiz ve sevdiğimiz şeyleri yapabildiğimiz vakitler bizim yeniden şarj olduğumuz vakitler. Mesai dışı saatleriniz bunları yapmaya elvermiyorsa taşıyamayacağınız bir yükün altına girmeniz hiç işten değil. Fakat ne yazık ki hepimiz mesai saatlerimizi belirleme özgürlüğüne sahip değiliz. Bu yüzden bu dengeyi sağlayabilecek şekilde düzenlenmiş çalışma koşullarına ihtiyacımız var.
Zorunlu Eğitimler
Artık işverenler psikolojik dayanıklılık / liderlik eğitimlerine katılabiliyor veya bu tarz eğitimlerden tüm çalışanlarının yararlanmasını sağlayabiliyorlar. Eğer çalışan olarak bu tarz eğitimlerin verildiği bir yerde çalışıyorsanız iş verenlerinizin veya yöneticilerinizin de ayrı bir eğitime girdiğinden emin olun çünkü işyerinde kolektif dayanıklılık yalnız çalışanları eğiterek sağlanamaz. İş verenleriniz de sağlıklı iletişimin, iş stresinin belirtilerini fark etmenin, çalışanların emeğini takdir etmenin, çalışanların inisiyatif alarak özgür çalışmalarını desteklemenin (mikro yönetimden vazgeçmek gerektiğinin), mesaiyi ihtiyaca göre düzenlemenin ve fiziksel / ruhsal sağlığın belirtilerini anlamanın önemini ayrıca öğrenmeli.
Araştırmalar çalışanların işbirliği yaptığı, sosyal destek ve pozitif geri bildirimin olduğu çalışma ortamlarının psikolojik dayanıklılığı geliştirdiğini gösteriyor. Eğer işveren çalışma ortamında sağlıklı iletişimi pekiştirmiyorsa, acil durumlarda bilgilendirme yöntemleri eksik kalıyorsa, ekip üyelerinin birbirine desteği güçlendirilmiyorsa çalışan, özel hayatındaki ilişkiler ne kadar iyi olursa olsun, iş stresinin üstesinden gelmekte zorlanıyor. Diğer bir deyişle, iş ortamında eğer kolektif bir destek sistemi yoksa çalışanlar “işi eve taşımak” zorunda kalıyor. Kısacası, iyi işleyen bir iş ortamı, kurumsal bağlılık, memnun çalışanlar ve hedeflenen verimlilik için iş yerini yönetenlerin kendileri gibi ama farklı ihtiyaçları da olabilecek insanlarla birlikte çalıştıklarını anlaması gerekiyor; iyi bir lider olmak buradan geçiyor.
İş hayatında dayanıklılığımızı artırmanın nelerden geçtiğini bilelim ancak şu farkındalığı es geçmeyelim: Anormal beklentilerin olduğu durumlara dayanmamak, verilecek normal bir tepkidir. İş hayatında dayanıklılığı korumak, kendinizi size yüklenen tüm stresi taşıyabilir hale getirmek olarak anlaşılmamalı (çünkü o yolun sonunda bir daha doğrulamamacasına bir çöküş muhtemel). Dayanıklılık aynı zamanda ne yöne / ne kadar esneyebileceğini, kırılma noktanı bilecek kadar da kendini tanımaktan geçer. Unutmayın, durumu terk etmek (istifa) de seçenekleriniz arasında her zaman mevcut.
Kaynakça
Hartmann, Silja, et al. “Resilience in the workplace: A multilevel review and synthesis.” Applied psychology 69.3 (2020): 913-959.
Maddi, Salvatore R., and Deborah M. Khoshaba. Resilience at work: How to succeed no matter what life throws at you. Amacom Books, 2005.
Psikolojik dayanıklılık eğitimine dair;
https://www.valamis.com/hub/resilience-training
https://positivepsychology.com/resilience-in-the-workplace/


















