İş yaşamında kadın olmayı sıkça konuşuyoruz. Eşitsizlikler, cinsiyetçi yaklaşımlar ve bunlarla baş etme yöntemleri dosyamızda her daim. Bir de anne olduktan sonra iş yaşamına geri dönme süreci var. Her ne kadar hasır altı edilse de oldukça yoğun, duygusal, yıpratıcı, yorucu bir süreç aslında. Hem mental hem de bedensel anlamda büyük bir dönüşüm gerçekleşiyor. Bu dönemi iş yaşamının başarılı kadınlarına ve yeni annelerine sorduk.
D. Soner başarılı bir iş insanı. Aynı zamanda bir gezgin. Anne olduktan sonra yaşadıklarını bizimle paylaştı ve gerçekten önemli noktalara değindi.
“Doğumdan sonra hissettiğim tek şey o işe geri dönmeme arzusuydu” diyor. “Oğlumu sabahın köründe başka birine emanet etmek, yollara düşüp ekran başında başka birilerine para kazandırmak cazip gelmedi. Üstüme bir cesaret geldi ve oğlum 1,5 yaşına geldiğinde kendi işimi kurdum.”
Peki bırakmayı düşünmedi mi? diye sorunca, “7 yaşında okula başlıyorsun, sınavlara giriyorsun toplum sana çeşit çeşit beklenti yüklüyor. Bir kariyerin oluyor. Kendi paran, kendi evin falan filan. Sonra çocuğun oldu diye bunları bırakmanın beklenmesi benim için hayattan silinmekle eş anlamlıydı. Hayır! İstiyorum. Hepsini istiyorum!”
Adaptasyon süreci için ise “bazen oluyor bazen olmuyor. Adapte olunsa bile hep bir suçluluk duygusu var. Yeterince vakit ayırabiliyor muyum korkusu yaşanıyor. Sonunda olduğu kadar demeyi öğreniyorsun.” diyor. Bu sürecin kendisine katkıları olduğunu da dile getiriyor elbette. “Annelik, organizasyon becerisi, ekip yönetme, rutin oluşturma konusunda beni çok geliştirdi. Hem annelik hem de gezginlik kriz yönetimi konusunda insanı kıvama getiriyor. Devamlı ve az zamanda çok büyük işler yapmalısın. Hem de her an!” Kendisini ayakta alkışlıyoruz!
Bir diğer başarılı iş insanı ve iki çocuk annesi S. Özkılınç. Yeni annelere tavsiyeleri var. “Kendi işimi yaptığım için çok uzun saatler çalışıyorum. Hatta günün büyük bir kısmını çalışarak geçiriyorum. Çocuklar doğduktan sonra bu özveri istiyor. Hem de her iki taraf için de…’ diye başlıyor. ‘Annelik ile birlikte artık süreci yöneten hormonlar oluyor. Müthiş bir koruma güdüsü ile davranıyorsun. Çocuğuna senden başka kimsenin daha iyi bakamayacağını biliyorsun ama işi de yürütmek zorundasın. Çünkü bebeğinin ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Bu yüzden çalışma hayatına da aynı özeni göstermek de önemli. Yani bu süreçte hem anne, hem de bebek fedakarlık yapıyor. Ve bunların hiçbirinin müşteriye yansımaması gerekiyor. Çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılamaya başlayana kadar bu süreç böyle. Günü kurtarıyorsak tamam diyoruz. Ama ne olursa olsun her anına değer.” diyor. Valla bravo.
V. Şimşir 25 yıllık iş yaşamı boyunca çalışan annelerden. “İşe geri dönme sürecinde ağlayarak evden ayrılıyordum.” diyor. Doğum iznine kadar aktif bir şekilde sahada olmaya devam etmiş. Sonrasında da yasal süreç bitince, kaldığı yerden devam etmiş.
Sevgili annem B. Nazlı’da doğum sonrasında işe hemen dönenlerden; “Her gün ağlardım evden ayrılırken. Bütün gün aklım çocuğumda olurdu. Yeterince beslendi mi, gazı var mı diye endişelenirdim. Akşamları her yerini kontrol ederdim, bir iz, bir kızarıklık var mı diye.” Çok ağır bir his olmalı.
Uzun lafın kısası sevgili okuyucu, annelik yeterince zorlu bir yolculukken, beden hormonlarla boğuşurken, bebeğin ihtiyaçlarının karşılanması, patronun taleplerinin gerçekleştirilmesi, müşteri memnuniyeti, raporlar, imzalar, toplantılar, ekibe uyum sağlama, araya sıkışan kişisel ihtiyaçların halledilmesi derken tam bir çılgınlık hali gözümüzün önünde asılı kalıyor. Amazon kadınlarımızın önünde saygıyla eğiliyor, her birini güzel gözlerinden öpüyoruz. Yeni anne olmuş çalışma arkadaşlarımız varsa da bir küçük çikolata ile günlerine neşe katıyoruz.


















