Çocukluğumun yazları deniz kıyısında geçti. Pek çok çocuk gibi ben de sudan çıkmak bilmez, büyük bir mutlulukla doğanın tadını çıkarırdım. Bir gün yine her zamanki gibi sahile gittiğimde çok şaşırdım. Denizin rengi farklıydı. Kıpkırmızıydı! Çok mutlu olmuştum çünkü bunun doğanın bir sürprizi olduğunu sandım. Anneannem bana, bunun gemilerden sızan kimyasal bir sıvı olduğunu söylediğinde büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Demek deniz kırmızı olmazdı. Öyle mi? Keşke olsaydı.
Pek çoğumuz hep “kış hiç gelmese”, “hep yaz olsa” der durur. Bu yıl dilekler kabul oldu. Kış neredeyse hiç gelmedi. Onunla birlikte yağmur, kar ve su kaynaklarını besleyen diğer unsurlar da ortadan kayboldu. Çocukluğumda, o gemiden sızan kimyasal akıntı gibi kışın gelmemesi de döngülerimizin doğallığını giderek yitirdiğine dair bariz bir alamet. Peki artık hep böyle mi olacak? Dönülmez akşamın ufkunda mıyız? gibi soruların yanıtlarını WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) İklim ve Enerji Programı Müdürü Tanyeli Behiç Sabuncu’yla konuştum.

Kış neden geç geldi?
Sorunun kısa cevabı iklim krizi. Açıklamasına gelecek olursak; yalnızca geçtiğimiz 2 aya değil daha uzun bir döneme bakmamız gerekiyor. Sanayileşme döneminden bu yana hızla artan fosil yakıt kullanımı ve doğal alanların kaybıyla birlikte atmosferdeki sera gazı birikimi hızla artıyor. Yeryüzünü bir battaniye gibi saran bu gazlardaki atışla birlikte gezegenimiz hızla ısınıyor. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) verilerine göre yeryüzündeki ortalama sıcaklıklar (gezegenimizin tüm bölgelerinde yıl boyunca ölçülen sıcaklığın ortalaması) son 43 yıldır yüzyıl ortalamasının üzerinde seyrediyor. 2022 yılı ise tarihte kaydedilen en sıcak 6. Yıl oldu. Dünyamız sanayileşme öncesi döneme (yaklaşık 150 yıl önceye) kıyasla 1,1 °C daha sıcak.

Küresel ısınma olarak da adlandırdığımız bu durumla beraber mevsim süreleri ve geçişleri değişiyor; aşırı sıcak ve aşırı soğuk hava dalgalarının sıkılığı ve uzunluğu artıyor; yağış rejimleri dengesizleşiyor, fırtına, sel, orman yangını vb. aşırı doğal afetlerin sıklığı ve şiddeti artıyor. Ülkemizde 2021 yazında yaşanan normalin 7 kat üzerinde alan kaybına neden olan orman yangınları, aynı yılın Şubat ayında Teksas’ta elektrik kesintilerine neden olan kar fırtınaları, bu yaz Avrupa’da ani ölümlere neden olan aşırı sıcak hava dalgaları, bunlara son 2 seneden birer örnek.
Kurumlara düşen sorumluluk nedir sizce peki?
İklim kriziyle mücadelede en önemli unsur karbon ayak izini azaltmak ve uzun vadede ortadan kaldırmak. Ancak bu tek başına yeterli değil. Kurumların doğadan her geçen gün alan unsurlar olmaktan çıkıp doğanın kendini yenilemesine katkı veren aktörlere dönüşmesi, bir başka deyişle “doğa pozitif” olmaları gerekiyor. Bunun için iş yapış biçimlerinin baştan aşağıya değişmesi gerekiyor. Burada ilk adım kurumun kendini değerlendirmesi olacaktır. En büyük etkim hangi alanda ortaya çıkıyor? Hangi kaynakları, ne kadar kullanıyorum? Değer zincirinin neresine odaklanmalıyım? vb. sorularına cevap vermek gerekir. Bir tarım şirketi için toprak sağlığı, su kullanımı, gıda israfı en önemli unsurlar olurken, bir elektronik eşya üreticisi kullandığı ham maddenin kaynağını sorgulayacak, ürünlerinin dayanıklılığını, enerji verimliliğini ve bu ürünlere ait parçalarının geri dönüştürülebilir veya üretim sürecinde yeniden kullanılabilir olmasını önceliklendirecektir. İzleyen süreçlerde ise etkiyi ölçmek, hedefler koymak, planlama yapmak ve konulan hedefleri izlemek gerekiyor. Karbon ayak izi üzerinden basit bir örnek vermek gerekirse, bir enerji üretim şirketi, öncelikle üretim yaptığı santrallerden kaynaklanan emisyonları ölçer, bu emisyonları azaltmaya yönelik hedefler koyar (kısa vadede verimliliği artırmak, orta vadede üretiminin bir kısmını uzun vadede ise tamamını güneş ve rüzgara kaydırmak, net -sıfır emisyonlu bir şirket olmak vb.), yatırımlarını planlar ve kaydettiği gelişimi halka açık biçimde düzenli olarak raporlar.

Beyaz yakalıların bu gidişatla ve belirlenen hedeflerle ilgili yapabileceği ne var?
Yukarıda açıkladığımız dönüşüm sürecinin en önemli unsurlarından biri kurum kültürü. Bir başka deyişle dönüşüm ihtiyacının kurumun tüm çalışanları tarafından benimsenmesi ve bu alanda atılacak adımların onlar tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Bu noktada hedefleri ve stratejiyi oluştururken herkesi sürece dahil etmelisiniz. Lojistikten sorumlu kişinin fosil yakıt kullanımı ve iklim krizi ilişkisinin farkında olmadığı bir kurumda ulaştırmadan kaynaklanan emisyonları azaltmanız çok zor. Hedeflerle birlikte kurum içerisindeki davranışın da tutarlı olması gerekiyor. Tedarik zincirinizden kaynaklanan çevresel etkiyi azaltmak için satın alım yaptığınız firmalara kurallar koyarken yöneticileriniz iş seyahatlerinde “business class”ta uçmayı tercih ediyorsa kurum kültürünüzü gözden geçirmelisiniz.

Geleceğe dair umutlu olmamız için herhangi bir sebep var mı?
Karamsar taraftan bakacak olursak, yeterince hızlı adım attığımızı söyleyemeyiz. Bilim insanları iklim değişikliğini kontrol altına alabilmemiz için küresel ısınmayı 1,5 °C ’de sınırlandırmamız gerektiğine işaret ediyor. Ancak ülkelerin mevcut hedefleri ve politikaları bizi 2,5 ila 2,7 °C’lik bir ısınma patikasına doğru götürüyor. Yani çok daha güçlü hedeflere ve politikalara ihtiyacımız var. Bununla beraber şimdiye kadar geldiğimiz yolu da küçümsememeliyiz. 7 yıl öncesine kadar tüm ülkeleri iklim kriziyle mücadele etmek için bir araya getiren ve somut adımlar atmayı öngören bir hukuki metin yoktu. 5-6 yıl öncesine kadar kurumlar emisyon azaltımı, enerji verimliliği, su tasarrufu, biyolojik çeşitliliğin korunması gibi konuları bir sosyal sorumluluk unsuru gibi görürken günümüzde stratejilerinin bir parçası haline getirmeye başladılar. Başka seçenekleri de yok. Çünkü hem yasal düzenlemeler hem de yatırımcılar bunu talep ediyorlar. Bankalar sanayi kuruluşlarına kredi verirken yatırıma konu kredinin çevresel etkisini yakından takip ediyorlar. Halka açık şirketlerin finansal bilgilerinin yanında sürdürülebilirlik hedeflerini ve bu alanda attıkları adımları da raporlamaları artık bir yasal zorunluluk. Bu gelişmelerle beraber Türkiye’deki pek çok firma da bu alanda adım atmaya başladı. Özetle durum kritik, ama iyimser olmak için de pek çok sebebimiz var.
Görseller
© James Suter / Black Bean Productions / WWF-US
© RJ Sangosti / Denver Post / Getty Images
© Michel Gunther / WWF
© Richard Barrett /WWF


















