Mutluluk. İnsanlığın kadim bilmecesi. Varlığımıza bir anlam katabilmek uğruna yüzyıllar, binyıllar boyunca peşinden koştuğumuz bir macera… En güçlü duygulardan biri. Tanımlamaları aşan bir kavram. Tam da bu yüzden zamanın ve toplumların ötesinde, herkes tarafından kabul görmüş, herkesin üzerinde hemfikir olduğu genel geçer bir mutluluk tanımı yok.
Hal böyle olunca çağlar boyunca birçok filozof, aydın ve sanatçı mutluluğun ne olduğuna dair fikir yürütmüş, tabiri caizse mutluluğun formülünü bulmaya çalışmışlar. Onlardan biri de Antik Yunan filozofu Aristoteles.
Platon’un öğrencisi olan Aristoteles milattan önce 4. Yüzyılda yaşamış; modern bilim tarihinin temellerini atmış ve mantıktan psikolojiye, fizikten siyasete birçok disiplinin öncülerinden biri sayılıyor. Bayağı önemli bir isim yani.
Dolayısıyla Aristoteles “Nedir bu mutluluk? Nasıl bir şeydir? Formülü var mıdır?” gibi sorulara yanıt ararken başvurabileceğimiz en doğru isimlerden biri.
Gelin bu sorulara Aristoteles’in gözünden beraber cevap arayalım.

Aristoteles’e Göre Mutluluk: Eudaimonia
Eudaimonia. Yazması da söylemesi kadar zor bir kavram. Aristo, mutluluk anlayışını formülize etmek için bu kavramı ortaya atıyor. Ve eudaimonia’yı şöyle temellendiriyor: Mutluluk, akıl ve erdemden ayrı düşünülemez. Mutluluğa erişmek için aklınızı kullanmak ve erdemli davranmak zorundasınız.
Ahlakı, insani gelişimi ve ruhsal başarının eudaimonia’nın kapsamında olduğunu ileri sürüyor.
Dış etkenlerin mutluluk üzerinde etkisi olduğunu söylese de kişinin mutluluğunun kendi çabasıyla, yaptıklarıyla, aldığı kararlarla daha çok ilişkili olduğunu belirtiyor.
Aristoteles’in eudaimonia’sını (bu kavrama Türkçe bir karşılık bulmak için yetkilileri göreve davet ediyorum.) günümüz şartlarına göre uyarlayan Alan S. Waterman ise şu tanımlamayı yapıyor: “Eudaimonia, kişinin en iyi potansiyellerinin geliştirilmesinden elde edilen yaşam kalitesidir.”
Waterman, mutluluğu bir duygu durumundan öte bir yaşam tarzı olarak ele almanız gerektiğini ortaya koyuyor. Bu yaşam tarzını özümseyebilmeniz ve eudaimonia’ya ulaşabilmeniz için de dört aşamadan geçmeniz gerektiğini söylüyor.
İşte yaşam tarzımızı değiştirecek ve bizi mutlu bir insana dönüştürecek o dört aşama, yani inşallah:
Yaşam hedeflerinizi oluşturun
Hayatınızdaki amaçlarınızı oluştururken hayal edemeyeceğiz kadar uzun vadeli düşünmeniz veya radikal kararlar almanız gerekmiyor. Yeteneklerinizi, becerilerinizi hangi hedef doğrultusunda kullanacağınıza karar vererek harekete geçebilirsiniz.

Yetenek ve hedeflerinizi amaçlarınıza odaklayın
Belki sandığınızdan çok daha iyi çizim yapabiliyor ya da dans edebiliyorsunuzdur ancak henüz bu yeteneklerinizi keşfetmemişsinizdir. Yeteneklerinizi keşfetmek ve geliştirmek için emek ve zaman harcamalısınız. Ancak yetenekleriniz doğrultusunda emek ve zaman tek başına yeterli değil. Aristoteles gelişmiş bir insan derken sadece yetenekli veya birçok güzel şeye sahip olan birisini kastetmez. Erdemli olmak da Eudaimonia’nın olmazsa olmazıdır.

En iyi potansiyelinizi gerçekleştirin
En iyi potansiyelinizi gerçekleştirirken amacınızın “potansiyelinizi gerçekleştirmekten” sapmaması önem taşır. Olabileceğiniz en iyi aşçı olmaya çalışmak ile aldığınız ücretin karşılığı kadar “iyi aşçı” olmayı istemek arasında, takdir edersiniz ki, bariz bir fark var.
Kendinizi ifade edin
Waterman için kendini ifade etmek sadece kişinin kendisini “nasıl hissettiği” ile ilgili değil, aynı zamanda “kim olduğunu” tanımlayan davranışlarda bulunmasını kapsıyor. Kişinin kendi bakış açısına yönelik tutarlı davranışlar gerçekleştirmesi; para veya ödül gibi bir kazanç için herhangi bir davranışta bulunmasından çok daha önemlidir.

Yani sözün özü, mutluluk öyle altın tepside önümüze sunulmuyor. Çikolata yemekten, sevdiğin insan tarafından takdir edilmekten, taraftarı olduğun takımın şampiyon olmasından öte tüm hayata yayılan bir yaşam biçiminde saklı mutluluğun formülü. O formül de bir yemek kaşığı kadar sevgi, iki su bardağı kadar neşe gibi bir tarif değil ne yazık ki… Eudaimoni’ya ulaşabilmeniz dileğiyle…


















