Dümdüz konuya giriyorum: İyi değiliz. Birbirimize kedi videoları, capsler falan göndererek yenmeye çalıştığımız hissin adı kaygı bozukluğu, yani anksiyete. Tüm dünyada giderek yükselen depresyon grafiklerinin arkasında o var. Okunmayı bekleyen maillerde, anlamsız revizyonlarda veya sadece aldığınız kahvenin yeni fiyatında ortaya çıkıveriyor. Geliyorum demiyor, zaten gelmiş oluyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre sadece 2020’de bile COVID-19 ve önlemleriyle beraber tüm dünyada anksiyete oranı yüzde 25 arttı. Yeni normalin bir parçası haline gelen bu his, oysaki bizi canlı tutmak isteyen ilkel güdülerimize dayanıyor. Bu yüzden onu bir bozukluğa dönüştürenin ona verdiğimiz tepki olduğunu söyleyebiliriz; siz de “Söylemesi kolay” diyebilirsiniz. Özellikle de anksiyeteye güvenli bir terapist koltuğunda değil, en azından ergonomik olduğunu umduğumuz bir ofis sandalyesinde denk gelmenin daha muhtemel olduğunu düşünürsek…

Aslında genel olarak değerlendirilmesi gereken bu çok yönlü sorunun çalışma hayatına yansımalarını, uzman tavsiyeleriyle ele alacağız. Anksiyete yönetimini yeni öğrenmiş biri olarak kişisel deneyimlerimi de naçizane ekliyorum. Kaygı olağandır, herkes hisseder. Fakat onunla ne yapacağınıza sadece siz karar verebilirsiniz.
Hepsinden önce hislerimizin, hissetmemiz için orada olduklarını hatırlatmak isterim. Kaygıdan kaçmaya çalışmak onu paniğe dönüştürüyor, işte asıl sorun bu. Ruh halimize hemen ayar vermeye çalışmak veya kafa dağıtmasını umarak bir şeylerle oyalanmaya yönelmek yerine basitçe ona izin verebilir, sadece bekleyip nefes alabiliriz. Anksiyetenin günlük iş akışını bölmesine izin vermemeyi öğrenmek zor olabilir. Bunu bir kere zorla yapmaya başlayınca, gerisinin ne kadar rahat olduğunu anlamak bu yüzden benim için çok şaşırtıcıydı. O hisse rağmen yaptığınızı yapmaya devam etmekte bir kuvvet var. Kaygı kaynağı bir yere gitmiyor, fakat haddini bilip sırasını bekleyebilir. Diğer işlerinizi tamamladığınızda aklınızdaki dağınıklık da hafifleyecek ve sorun yaratanı daha net görebileceksiniz. Çünkü anksiyetenin kaynağını doğru analiz edebilmek de bir diğer temel konumuz.

Yöneticinizin bir sözü, ekip arkadaşınızla konuşulmayı bekleyen bir mevzu, tarihi yaklaşan bir toplantı kaygı bozukluğuna yol açıyorsa, ardından duyulmama veya başarısızlık korkusu, aciliyet veya yüzleşme gerginliği gibi başka sebepler çıkabilir. Ben her şeyi halledebilmek istediğim için hiçbir şeyi halledemedim ve bunun yarattığı yalancı mağduriyet hissiyle felç olmuştum. Sonra eli sopalı öğretmenim anksiyete bana planlamanın gücünü öğretti. Koca bir sorumluluğu küçük parçalara ayırdığınızda o kadar da sevimsiz görünmüyor. Üstelik yapılacaklar listesindeki bir maddenin üzerini çizmek beynin ödül merkezini sevindiriyor. Bu devirde sağlıklı dopamini bulunca kaçırmamak gerek. Öncelikleri sıralayıp adım adım ilerlemek, önce işinizi sonra tüm hayatınızı kolaylaştırıyor. Kaygıya karşı koyamasam da paniğe direnebilir ve yapabileceklerimi yapabilirim. Başarı, bireysel sınırlarımızı ve yeteneklerimizi doğru tahlil edip onlar için haklarını vererek harekete geçmekle başlıyor. Başkalarının yorumlamasına veya herhangi bir ölçüme tabi olmakla ilgili bir şey yapamazsınız.

Belirsizlik hissini ve kontrol edemeyeceklerinizin de olduğunu kabullenmek başka bir egzersiz. Yeteneğiniz yetmez, hata yaparsınız, zamanlama yanlıştır veya shit happens. Soğuduğunda tecrübeye dönüşeceğinden emin olduğumuz aksilikler için şimdiyi ziyan etmeyelim. Bu noktada açık iletişimin de önemli büyük; en çok da bire bir diyalogların… Yaşadığım endişeyi, endişeye neden olan durumun diğer muhattaplarıyla paylaşmayı hiç düşünmemiştim. Çünkü herkes “normal”di, ben de öyle görünmem gerektiğine inanmıştım. Bir işi yetiştiremeyeceğim artık kesinleşince takvimi açıp -sıkı durun- saatlerce ağladım, sonra özürlerle müşteri ekibinden en yakın bulduğum kişiye durumu anlattım.
Yaratıcılık isteyen bir brief olduğundan düşünürken zorlandığım günlerde olduğumu söyledim. Yeniden ağlamaya bile hazırken inanılmaz bir şey oldu; empati kazandı. Teslim tarihi uzatıldı, fikir vermesini umdukları yeni kaynaklar geldi ve yeni bir arkadaşım oldu. Bazen zayıf yanlarımız, en değerli gücümüze dönüşebiliyor. Kendi üretiminiz karamsarlık dağıldığında enerjiniz de tazeleniyor; bakıyorsunuz ki motivasyon da peşinden gelmiş. Bunu açıklıkla paylaşmak sizin veya iş ilişkileriniz için uygun değilse, yardım istemeyi deneyebilirsiniz. Fonksiyonu size gelir sağlamak olan bir şey için kendinize yüklenmektense, problem yaşadığınız kısımla ilgili destek isteyin. Buna yanıt vermeyecek bir yöneticinin zaten insan kaynaklarıyla görüşme vakti gelmiştir.

Anksiyetenin varlığını görmezden gelmemek, bir yararı da duygu durum kontrolünüzü elinize alabilmenize de yardımcı oluyor. Böylece sizi kaygılandıracak olaylara karşı bir hazırlık yapabilirsiniz. Uzmanlar işler ters gittiğinde denge noktasına dönebilmek için takip edebileceğiniz, size keyif veren bir rutin yaratmayı da öneriyor. Spor, yürüyüş, müzik dinlemek gibi aktiviteler de, yeni küçük alışkanlıklar da rutine dönüştürülebilir. Buna ek olarak, panik atağa meyilli anksiyete ataklarında dikkatinizi kendinizden kurtarıp sakinleşmek için grounding de denen topraklama tekniğini deneyebilirsiniz. Yaygın birkaç uygulaması şöyle:

- Etrafınızdaki nesneleri fark etmeye çalışabilirsiniz. Örneğin, gözlerinizle aynı renkli eşyaları görmeyi deneyin.
- Elinizde içinde sıcak bir içecek veya soğuk bir su olan bardak tutabilirsiniz.
- Uzaktaki sesleri duymaya odaklanabilirsiniz.
- Etraftaki el kremi, kahve gibi parfümlü şeyleri koklayabilirsiniz.
- Kendi kendinize konuşmak için ses kaydı alabilir veya bir arkadaşınıza içeriği önemli olmayan bir sesli mesaj gönderebilirsiniz.
- Limon gibi keskin tatlar almak da fayda sağlayabilir.
Bunlar yetmezse, psikoterapiye güvenin. İstifa etmek için beklediğiniz işaretin bu olup olmadığına o zaman karar verebilirsiniz.

















