Büyük İstanbul Depremi 99 yılından bu yana konuşulan ama daima gözlerimizi kaçırdığımız bir gerçekti. Sanki üstüne konuşmazsak hiç olmayacaktı. Ta ki Kahramanmaraş’ta gerçekleşen ve sonuçları çok yıkıcı olan o iki büyük depreme dek… Gördüklerimiz felaket filmi senaryolarından beter. Şahit olduklarımızın İstanbulluların geleceğinin bir projeksiyonu olma ihtimali kanımızı donduruyor. Bir yandan da utanıyoruz. Orada bu acılar çekilirken kendi derdimize düşmekten fena halde utanıyoruz.
Hayatta kalma, ailemizi, sevdiklerimizi koruma dürtümüz öyle bir tehdit altında ki gündelik hayatın gereklilikleri önemini kaybetti. Bir yanda mesaili işlerimiz, diğer yanda İstanbul’da yakın dönemde deprem olma riskinin %80 olduğunu söyleyen akademisyenler… Bir “off” çeksek karşıdaki dağlar ne yapar bilmiyoruz ama “offf offf”.

Bu dönemde deprem haberleri ve uyarıları pek çoğumuzun aklına İstanbul’dan uzaklaşma seçeneğini getirdi. Zaten çalışan kesim, İstanbul’daki kiralardan ve fena halde yüksek yaşam giderlerinden mutsuzdu. Tüm bunların sonucu olarak o kadar çok kişi gitmeyi düşünür oldu ki akıllara olası bir deprem göçü dalgası geliyor.
Peki nereye, nasıl gideceğiz? Yüz yüze çalışanlar işlerini nasıl bırakacak? Bir deprem ülkesinde yaşarken hem fay hattı üstünde olmayan hem yaşamımızı sürdürebileceğimiz nereye gidebiliriz? İşte tüm bu soruları çeşitli meslek gruplarından çalışanlara sorduğumuz bir dosya hazırladık. Söyledikleri hepimizin aklında dönüp duranlara ayna oldu. En azından bu kargaşada tek başımıza değiliz. Gözlerimizdeki bulutlar, zihnimizdeki sorular bir!

İstanbul’dan deprem nedeniyle göç etmeyi düşünüyor musunuz?
İ.D. (E-Ticaret Uzmanı): “Açıkçası çifte vatandaşım ve hayatım boyunca İstanbul dışında yaşamayı hayal bile etmedim. Hatay faciası sonrası ilk defa kaçma planı yaptım. Çocuğum olduğu için onu yazdırdığım okulun İzmir’de muadili var. Ancak İzmir de deprem bölgesi..”
S.D. (Yazılım Mühendisi): “Taşınma planları yapıyorum. İstanbul’un getto denebilecek bir bölgesinde yaşıyorum. Çoğu zaman bu şehirde tesadüfen hayatta kaldığımı düşünüyorum. Mühendis olduğum için görece iyi kazanıyorum belki ama hala tek başıma hayatımı idame ettirebilecek noktada değilim. Bu yüzden de başka bir şehre taşınma fikri ağır basıyor.”

E.S. (Kostüm Sorumlusu): “Ben Gölcük depremzedesi olarak söylüyorum, ailem 99’da ağır hasar alan evimizden imkansızlıklar nedeniyle taşınamadı. Ne zaman taşınabildiler biliyor musunuz? 6 yıl önce! Yani insanlara hayal kurma gücünü en çok da maddiyat veriyor gibi. Benim de taşınma planım yok, çünkü meslek hayatım başka bir şehirde yaşamama hiç imkan sağlamıyor, belki ilerleyen zamanlarda Türkiye dışında bir yer olabilir.”
Ş.D. (Kurumsal İletişim ve İK Müdürü): “Bulunduğun ve ait olduğun şehrin güvensiz ve seni bir gün yapayalnız durumda bırakabileceğini bilerek yaşamak psikolojik olarak çok yıkıcı bir süreç. Göç düşüncesi; pratikte kamu ve özel sektör tarafından desteklenmediği sürece maalesef büyük bir itici güç olarak çalışanları harekete geçiremiyor. Dolayısıyla terisine göç isteği aklımıza gelecek bir opsiyon olmaktan bile uzaklaşıyor.”

A.A. (Avukat): “İstanbul yaşama ve barınma güvenliği ile ilgili çok ciddi endişeliyim o nedenle sadece kendim değil sevdiklerimle beraber taşınmak isterim.”
İ.B. (Medya Çalışanı): “Nereye gidiyorsun ailen, arkadaşların buradayken? Yalnız yaşayan biri olarak İstanbul benim ekosistemim. Sevdiklerimi burada bırakıp gitmek ‘dünya yansın benim umrumda değil’ demek gibi geliyor açıkçası.”
K.A. (Butik Ajans Sahibi): “Eşim çok endişeli, bana taşınma konusunda çok baskı yapıyor. Çocuğumuz iyi bir okula gidiyor ancak dünya para verdiğimiz okulun deprem raporu kötü çıktı. Sürekli ağlıyoruz. Bodrum’da tek katlı bir eve yerleşmeyi düşünüyoruz ama fiyatlar çok yüksek. Bir de ben annemi, babamı burada bırakamam. İki aile birlikte gidebileceğimiz bir formül arıyoruz.”

S.S. (Kurumsal İletişim Uzmanı): “Geçmişte deprem tecrübesi olan biri olarak kendi adıma kesinlikle korkmuyorum fakat ailem ve sevdiklerim için tedirginim bu nedenle güvenli bir şehre taşınma duygusu ilk defa baskın hale geldi.”
H.S. (Marka Yöneticisi): “Başka bir şehre taşınma planımız zaten vardı. Bunu daha da erkene çektik.”
G.M. (Sosyal Medya Uzmanı): “Aklımda var ama bütçem buna uygun değil, Muğla’da kendime iş ve ev baktım ama evler uçmuş.”
S.T. (Sekreter): “Evet düşünüyorum. Ancak sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel kaygılarım var.”

G.S. (Üst Düzey Yönetici): “Hayır ama ‘Ankara’da bir back up plan kurmalı mıyım?’ diye düşünüyorum. İstanbulsuz bir kurumsal hayat mümkün olabilir mi bilemiyorum.”
B.B. (Proje Yöneticisi/Danışman): “Deprem sonrası başka bir şehre taşınmayı düşünmüyorum ancak müstakil bir eve geçme fikri oluştu. Ekonomik sebeplerden ötürü yakın gelecekte pek mümkün gözükmüyor.”
B.T. (Sağlık Çalışanı): “Evet. Gitmek isterim. EYT’liyim fakat memleketimde de deprem riski var. Anlayacağınız kaçış yok maalesef.”
Çalışan kesim panik içinde İstanbul’dan taşınmanın yollarını ararken devlet ve kurumlar ne yapabilir?
E.S. (Kostüm Sorumlusu): “Kurumlardan ziyade insanların artık bir şeylere ses çıkarması gerekiyor, herkes maddi imkansızlıklardan dolayı canını hiçe sayıyor alternatifi yok çünkü. Kökten bir değişim olmadığı sürece bir şeylerin kalıcı çözüme ulaşacağına güvenim hiç kalmadı diyebiliriz.”

İ.D. (E-Ticaret Uzmanı): “Kurumlar direkt uzaktan çalışma opsiyonuyla işe alım yapabilirler. E-ticaret sektöründe çalışıyorum ve yaptığım işi %100 dışarıdan yapabilirim. Bana sorarsanız üretim dışında herkes işleri başka şehirden yürütebilir. Kurumların tek endişesi peformans. Uzaktan çalışmak = yatmak olarak algılanabiliyor. Bunu da net KPI’lar belirleyerek aşabilirler. Performans yönetimine çok daha fazla ihtiyaç duyulacaktır. Çalıştığım departman satış olduğu için bizlerin KPI’ları çok net. Tek tabloda rakamlar sırasıyla geliyor.”
G.S. (Üst Düzey Yönetici): “En azından çalıştığımız binaların sağlam olduğundan emin olmalıyız.”

O.D. (Müşteri Hizmetleri Direktörü): “Devlet ve kurumlar bu süreçlerin kök analizine inmeli ve acil eylem planları oluşturarak yaşanabilecek olası kayıpları en aza indirmek koşulu ile kısa, orta ve uzun vadeli planları devreye sokmalı.”
H.S. (Marka Yöneticisi): “İstanbul için en acil yapılması gereken şey; sanayi, imalat, finans merkezlerinin önemli bir kısmını başka bölgelere taşımak. Tüm binaların eski-yeni farketmeksizin kontrolü. En büyük sorun, nüfus yoğunluğu. Kısa vadede çözümü imkansız olsa da 20 milyon insanın yüzde elliye yakını bu şehirden ayrılmalı. İstanbul özelinde depremin yaratacağı felaket, sadece sağlam binalar inşa ederek önlenemez maalesef.”
Ş.S. (Kurumsal İletişim Uzmanı): “Teknolojinin bu denli geliştiği 21. yüzyılda online çalışma düzenine imkân tanımak bu döneme sağlanacak en büyük katkı olacak kuşkusuz. ”

G.M. (Sosyal Medya Uzmanı): “İşe gitmek yerine internete eriştiğimiz her yerde çalışabileceğimiz düşünülürse eğer İstanbul’dan gitme teşviği verilebilir.”
S.D. (Yazılım Mühendisi): “Şirketler birimlerini farklı şehirlere taşıyabilirler. Çalışanlarına taşınma desteği verebilirler. Yalnızca teknoloji şirketleri değil birçok sektör çalışanlara uzaktan çalışma izni verebilir. Bu noktada da ofis masrafı azalacağı için şirketlerin çalışanlara gıda, internet, gaz, elektrik vs. fatura yardımı ve kira yardımı yapması gerektiğini düşünüyorum.”

O.B. (Hesap Yöneticisi): “Uzaktan çalışma da tek başına yetersiz. Sonrasında çalışanların sosyalleşmelerini sağlayacak projeler de üretmeliler. Diyelim ki ben başka bir şehre taşındım. Orada sıfırdan sosyal bir çevre kurmalıyım. Benim ilgi alanlarıma göre şirket bünyesinde o şehirde iletişim kurabileceğim bir kulüp, dernek vs. var mı, taşınma sonrası hemen kapısını çalabileceğim paydaşlarımız, markalarımız, şubelerimiz var mı ve destek görebilir miyim? Bunların önemli olduğunu düşünüyorum.”

E.A. (İnsan Kaynakları Uzmanı): “Göçün teşvik edilmesi hepimizi biraz olsun rahatlatacaktır. İnternet alt yapısından sağlık sektörüne, sosyal hayattan eğitime çok çeşitli alanlarda yapılacak iyileştirmenin bu süreci hızlandıracağı kanaatindeyim.”


















