Ölmek üzerine yazmak da düşünmek kadar zorlayıcı. Hem çok hoyrat bir o kadar da hassas bir konu. İnsanın hayattaki anlam arayışını alt üst eden bir yanı var. Nereden tutulsa elde kalıyor. Yaşamdaki en büyük, en çaresiz travma. Ötesi yok!
Sevdiklerimizi kaybettiğimizde bir parçamızın da yok olduğunu bir çok kişiden duymuş olmalısınız. Belki de birden çok parçanız zaten yok. ‘Hayat devam ediyor’ telkinlerinden irite olmalar bu yüzden. Devam eden sadece yaşamın döngüsü. İnsan sadece bununla yaşamayı öğreniyor. Yani ölümü sadece yaşayan biliyor.
Peki sonrasında neler oluyor? Hani şu dedikleri ‘hayat’ nasıl devam ediyor?
İdrak
Çok ama çok uzun bir süre insan beyni durumu idrak etmeye çalışıyor. Sevdiğimiz ve hayatımıza anlam katan birinin yokluğu yavaş yavaş anlaşılmaya başlıyor. O fiziksel yokluğun kabul edilmesi bir süreç. Hayalet sancılarla beslenen bir süreç. Hani elinizi, kolunuzu kesiyorlar da bir süre sanki orada hala kolunuz varmış gibi ağrı duyuyorsunuz ya. İşte aynı onun gibi ruhunuzda hayalet sancılar olacak. Yanlışlıkla seslenmeler, kazara telefon açmalar, bunu “mutlaka anlatmam lazım” deme refleksleri bu yüzden. Sevdiğiniz birinin yokluğunun idrakı büyük bir kara delik elbette. Gün içinde binlerce defa insanı yutan bir kaos.

Özlem
Ardından gelen büyük bir özlem dalgası var. Günlerce susuz kalmışcasına kana kana hatıraların içildiği bir evre geliyor. İçtikçe de boğazı yakıyor. Uzun bir dönem hatıralar zihinden tek tek çıkarılıp tekrar tekrar yaşanıyor. Bu aslında gideni hala bu gezegende var etme güdüsü. Kayıplarla oluşan boşluk anılarla, eşyalarla doldurulmaya çalışılıyor.
Utanç
Utanma evresi sürecin en zalim taraflarından birisi. Yenen yemekten, uykudan, saç taramaktan, üstüne başına bir şeyler almaktan, yaşıyor olmaktan utanılan, suçluluk duyulan bir süreç başlıyor. Üst bilinç alt benliğe sesini duyuramıyor.

Öfke
Öfke evresi en gerçek evre diyebiliriz. Zaten ölüm başlı başına haksızlık oluyor bu hikayede. Mutluluğun kendisine, sıradan sorunlara, akan trafiğe, ağaçta şakıyan kuşa müthiş bir öfke akıyor. Çünkü hayat en devam etmemesi gereken zamanda devam ediyor. Hissettiklerine inat.
Kabul ve Veda
Kabul ve veda evresi ise bir bitiş değil aksine başlangıç çizgisi oluyor. Oldukça öznel bir durum bu tabii. Kimimiz inancına sığınıyor, kimimiz hak arayışından zaferle çıkıyor, kimimiz verdiğimiz sözleri yerine getiriyor, kimimiz kendini bir davaya adıyor ki varlığının bir anlamı, yola devam edebilmemiz için yaslandığımız bir dayanak olsun.

Ölüm ilk doğduğumuz andan itibaren bildiğimiz ama yaşandığında tozu dumana katmasına engel olunamayan yegane ve tek şey işte. Yas ise iliklerimize kadar yaşanması gereken en gerçek hak.
Mevlana’nın dediği gibi yani:
Ey gönül!
Gülü seviyorsan dikeni de seveceksin
Deryayı seviyorsan dalgalarını da seveceksin
Vuslatı seviyorsan firakını da seveceksin
Sevgiliyi seviyorsan nazını da seveceksin
Hayatı seviyorsan ölümü de seveceksin.
Sabırla… Hepimizin başı sağolsun.


















