Yöneticiliğe uygun olmayan yeni bir davranışla daha mücadelemize devam ediyoruz. (Daha önce agresif yönetici ile çalışmayı konu ettiğimiz yazımızı buradan okuyabilirsiniz.) Bu kez inceleyeceğimiz tutum psikolojik bir problem veya karakter anomalisi değil; bunların sonucunda ortaya çıkan kötü bir huy: Alınganlık. İçinde bulunduğumuz “trigger” çağında bu iletişim yöntemlerini tüm alınganlar için kullanabileceğinizi umuyoruz.
Bu davranışın tespitiyle başlayalım. Alınmak kelimesinin Türk Dil Kurumu tanımında bile işimize yarayacak bazı ifadeler var: Bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak. Yine sözlüğe göre “çabuk” kırılana da “alıngan” deniyor. Hepsini birleştirdiğimizde bunun, bir negatifliği kişisel algılayarak verilen hızlı bir savunma tepkisi olduğunu anlıyoruz. Biri, kendiyle ilgili konulara veya çevresindeki olaylara karşı aşırı hassasiyet gösterebilir. İlki öz güven veya öz değer eksikliğinden, ikincisiyse içinde bulunduğu ortamı şahsına yönelik yorumlama eğiliminden kaynaklanabilir. İki şekilde de karşımızdakinin duyarlı ve ince biri olduğunu unutmamakta yarar var. Kötücül bir yöneticiyle uğraşmaya çalıştığımızdan çok daha ‘minnoş’ bir dünyadayız. Fakat burada da hayatta kalmak için birkaç taktik gerekecek.

İlk yöntem, çok basit ve uygulaması bir o kadar zor bir meziyet olan etkin dinlemeden başkası değil. Karşınızdaki temelinde doğru anlaşılmadığını veya anlaşılamayacağına inandığı için bu savunma yöntemini kullanıyor. Dikkatle dinleyerek yapıcı sorular sorduğunuz ve anlaşıldığını belli ettiğiniz birinin size alınmasına gerek de kalmaz. Böyle bir iletişimde bireysel beklentilerinizi dile getirmek de kolaylaşır. Ofis dışı dünyadaki alınganlıklarını işe getiren birinin tavrıysa, dışardan sinir ve genel bir mutsuzluk hali veya pasif-agresif iletişim dili olarak karşımıza çıkabilir. Bu konu için ne yapabileceğimizi daha önce yazmıştık*. İş ortamında ilk gerçek alınganlık da geri bildirim diyaloglarında karşımıza çıkıyor.
Uygun bir dille ifade ettiğiniz eleştirilere karşı duygusal tepki veren bir yöneticiyle konuşurken, ihtiyaçlarınızı sizin tarafınızdan görünen halleriyle anlatmayı deneyebilirsiniz. Cümlenizi öznesi siz olun. “Siz bunu yaptığınızda/dediğinizde” demek yerine “Şöyle olduğunda şöyle düşünüyorum/hissediyorum” veya “Böyle olsa daha böyle yapabileceğimi düşüyorum” şeklinde belirtmek karşınızdaki hassasiyetin gücünü kullanmak olur. Bu bahaneyle bir kez daha empatiye olan inancımı dile getirmek isterim. Elbette bunun kurumsal bir durum olduğunu unutmadan, önce yüz yüze görüşmenizden sonra ilgiye teşekkür amacı taşıyan e-maille konuştuklarınızı yazıya dökmek faydalıdır.

Üst yönetim veya şirket kültürüyle ilgili bir konuda alınganlık gösteren bir yöneticiyse, ekibinden kendi bakış açısına uygun bir destek görmek ister. Bu durumda kusurlu veya eksik yapılan bir iş kişisel bir gündem haline gelebilir. Ekip ruhunu bozmak, departmanı kötü/başarısız göstermek veya onay sürecine uymamak gibi suçlamalarla size anlatılmak istenen aslında “Beni küstürdün”, “Beni başarısız gösterdin” veya “Her şeyi en çok bana soracaksınız” olabilir. Bu durumda davranışınızın sebebini kendi açınızdan tarif etme yoluna gidebilirsiniz. Alıngan birinin saygısızlık olarak algılandığını fark ettiğiniz hatalarla ilgili bir özür ifadesi de sürecin makul bir sona ulaşmasını hızlandırabilir: “Bu konudan dolayı böyle hissetmenize çok üzüldüm/böyle düşündürmek istemezdim. Bu sebeple yapmak istedim. Bununla ilgili nasıl bir adım atalım?”
Bir de kendiyle ilgili konular yerine, alınganlığını çevrede olup bitenlerle gösteren dolaylı alınganlar var. Bu insanların aynı zamanda endişeli de olduklarını söyleyebiliriz. Fazla tepkinin kaynağında kaygı varsa, net ve tarafsız bir açıklama yardımcı olabilir. Verilen duygusal tepki sürerse, kendi hislerinizi kontrol altında tutup mantığa sığınmak yine size kalıyor. Somut detaylardan bahsederek alınganın karşısına teslim tarihi, iş yöntemi, iş planı gibi odaklanabileceği hedefler koyabilirsiniz. “Şu projenin şu tarihte biteceğinden/şu konudaki şu fikrinizi bildiğimden şununla ilgili şöyle davranacağımdan emin olabilirsiniz” gibi örneklendirebiliriz.

Bir de eski yöneticilerimden birinden bahsetmek istiyorum. Merkez ofisten gelen bir bütçe kararına çok sinirlendiğini ve Bilmemkim Hanım olsa böyle yapmayacaklarını uzun uzun anlatmıştı. Çözüm sunmayı umarak durumun mevcut haliyle yapabileceklerimiz hakkında düşünmeye başlamıştım. Benden, en azından kendisininkine benzer bir tepki vermemi istediğini, yeterince önemsemediğimi iddia ettiğinde anladım. Sakin halim, ona kendi tavrını daha dramatik göstererek rahatsız etmiş olabilirdi. Bunu anladığımda gereğini yaptım: “Boşverin Müdür Kişim, değmez” dedim, “Anlamaz bunlar” dedim, “Şu hedefi birlikte tutturalım da görsünler” gibi cümlelerle destek verdim. Hem gönül alma yöntemiyle başım ağırmadı, hem de sorumluluğum kadarını önemsediğim projeleri hakkıyla tamamladım. Nitekim, artık beyaz yakalı değilim. Alınmaca gücenmece olmasın ama, darısı isteyen herkesin başına…


















