Serbest zamanlı çalışmaya karar verene kadar bir beyaz yakalı olarak yaptığım kariyerim boyunca sadece iki yöneticimle mutlu çalıştım. İstifa ederek ayrıldığım bu şirketlerde, kurumsallığın bir gereği olarak geri bildirim almak için son bir insan kaynakları görüşmesi yapıldı. Paylaştıklarımın bir değişime sebep olacağına inanmasam da şikayet etmek çok da zor değildi, ben de ettim. Pardon… Feedback verdim.
Zaman özgürlüğü, düşünmeye ve yazmaya zaman ayırmak derken iş aramak yerine freelancer oldum. Gelgelelim, hayatımda hiç bu kadar iş stresi, gelecek kaygısı, para hesabı ve en önemlisi yönetici olmamıştı. Buna enflasyon oranlarına göre kendime zam yapmayı unuttuğum kendim de dahil… Fark ettim ki herkes “Yöneticin nasıl?” demiş de, kimse “Yöneticim, nasılsın?” dememiş. Bugün bunu değiştiriyoruz ve onların halini hatrını soruyoruz.
Farklı sektör ve deneyimlerden, benim de birlikte çalışma şansı yakaladığım üç yöneticiyle iş dertleri hakkında konuştuk. Onlar yöneticiden önce birer girişimciler.
Dünyanın en ünlü lüks kozmetik ve parfüm markalarını Türkiye’ye getiren Hakan Yıldız’ın motivasyonuysa bir meslekten değil, kendi yaşam felsefesinden geliyor. Eşyaların değil, yaşanan anların değerli olduğuna inanan Yıldız, dört sene önce pek çok deneyime erişim sağlayan Bucketlist yolculuğuna başladı.
Ödüllü bir reklamcı olarak çeşitli ajanslarda kreatif direktörlük yapan ve iki kitap yazarı Bengisu Gençay Sabuncu… Sabuncu, hep ve severek yaptığı işten ilham alarak yaklaşık bir sene önce içerik ve hikayeleştirme odaklı eğitim, danışmanlık ve proje geliştirme laboratuvarı B-612’yi kurdu.
Ahmet Fırat içinse ilham hiç olmadık yerden geldi. Hala bir inşaat şirketinin yönetim kurulunda olan Fırat, sağlık sektörüne yöneldi ve estetik tedavi pazarına şeffaflık getirmeyi hedefleyen Yeniben’i hayata geçirdi. Aldığı yatırımlarla yoluna devam eden platform, yakın zamanda Newlyme ismiyle dünyaya açıldı.
Bu üçlünün liderliğindeki çalışan grupları, kariyerleri boyunca nitelik ve ölçek açısından da çeşitlilik gösteriyor. Onlarca kişilik yapılardan, tek başlarına -kelimenin tam anlamıyla- giriştikleri işlerde sıfırdan ekiplere kadar yönetici deneyiminin her aşamasını farklı şekillerde yaşamışlar. Bu süreçlerdeki sıkıntılarını öğrenmek için sorduğumuz sorulara verdikleri cevaplar da bu ayrışmayı gösteriyor.
Kendi işinizi kurduğunuzda karşılaşmayı beklediğiniz ilk problem neydi?
Sabuncu ve Fırat’ın benzer kaygıları başka açılardan yaşamışlar. Sabuncu bunu “Müşteri bulamamaktan, bulduğumu tutamamaktan korkuyordum.” cümlesiyle özetledi. Fırat’ın derdiyse bilmediği bir sektördeki arzı yaratma kaygısından bahsediyor: “Binlerce problemle karşılacağıma emindim ama karşılaşmayı beklediğim en somut problem, misyonu arz ve talebi bir araya getiren bir “estetik tedavi marketplace” kurucusu olarak özellikle arz, yani doktor, hastane, klinik vb gibi sağlık kurumlarının bu girişime nasıl yaklaşacağıydı ve tepki gösterebilecekleriydi.”
İki isim için de korkularının yersiz olduğunu geldikleri noktada gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.
Bu aşamada öngöremediğiniz bir sorunla karşılaştınız mı?
Yıldız, iyi olduğuna hem iş insanı hem de girişimci olarak inandığı bir fikrin sunulmak zorunda kaldığı kişilerin vizyonuna dikkat çekiyor: “Üçüncü partilere işinizi anlatmakta zorlanabiliyorsunuz. Tabii ki bir yöntem buluyorsunuz, insanlarla kendi dillerinden anlaşıyorsunuz. Ama eski bir yapıyı modern bir düzende daha kârlı hale getirebileceğinizi anlattığınızda anlaşılmaması şaşırtıcı oldu.”
Sabuncu, benim de freelance hayatına başlarken yaptığım bir hatadan bahsetti: “Çalışan mantığıyla iş sahibi olmanın zorluklarını yaşadım. Mesela şirketi kurduktan 4 ay sonra Silikon Vadisi’nden bir markam oldu. Global iş yapmanın sarhoşluğuyla işimi büyütmeyi bırakıp tamamen onlara konsantre oldum. Birkaç ay sonra fark ettim ki o şirketin tam zamanlı çalışanı haline gelmişim. Özetle, işlerin kontrolünü başkalarına bırakmayı öğrenme ve bu sırada yeni iş almaya odaklanma anlayışını geliştirmem zaman aldı.”
Çıktığı yoldaki tehlikelerin farkında olsa da sorunları genel olarak öngöremediğini söyleyen Fırat’ın cevabı da kendi içinde bir tavsiye niteliğinde: “Tek bildiğimiz bir şekilde hayatta kalmak ve pes etmeden hedefe varmamız gerektiği… Somut bir örnek vermek gerekirse; enerji ve maddi kaynağımızı mükemmeliyetçiliğimden dolayı daha en başta harcamak beni biraz zorladı diyebilirim.”
Kişisel bir hatanızdan dolayı yaşadığınız sorunlar oldu mu?
Fırat’ın cevabı şöyle: “Ürünü satışa ve yatırımcıların önüne çıkarmak için hep mükemmel olmasını bekledim. Aslında bunun bir yolculuk olduğunu, mükemmel olmak için yola çıkmak zorunda olduğumu o zamanlar pek hesap etmedim.”
Sabuncu önce tüm sözelcilerin anlayabileceği, sonra kendi işini kuran herkesin katılabileceği iki hatasını paylaştı: “Bir kere üç sıfır fazla koyduğum için milyonlarca Türk lirası değerinde bir fatura kesmiştim. Bir de başlangıçta sürekli yakın arkadaşlarımla çalışıyordum. Zamanla bunun çok iyi bir fikir olmadığının farkına vardım.”
Peki tamamen sizden bağımsız gelişen en büyük sorun neydi?
Yıldız bu noktada yine vizyon uyumunun önemini vurguladı. Fırat ve Sabuncu ise dünyanın ve ülkemizin ekonomik durumu, döviz kurları, salgın gibi hepimizin doğrudan yaşadığı konulara değiniyorlar. Fakat birer girişimci olarak kötü sürprizlere hızlıca adapte olmak büyük önem taşıyor. Fırat, “Hiçbir yolculuk gibi bu yolculuğunda sorunsuz olmasını beklemiyorduk. Tabii ki yaz ve kışlar olacaktır.” diyor. Sabuncu da kendi tecrübesini “Tek yapabileceğim rüzgarı doğru okumak ve ona göre konum belirlemek…” ifadesiyle özetledi.
İşteki problemler ekiple olan ilişkinize yansıyor mu?
Aralarında büyük fark olan iki ekiple de dirsek teması çalışan Yıldız için bazı şeyler değişmiyor: “Ekibin mutluluğundan siz sorumlusunuz. Neşeli, keyfi yerinde olan insanlarla çalışmak da problemlere her zaman yardımcı.”
Küçük bir ekip içinde sorunlar da hep daha fazla hissedilir, özellikle bir startup olduğunuzda… Fırat’ın sözleri de bunu doğrular nitelikte: “Ekip yönetmek büyük sorumluluk çünkü kendinizden önce ekibinizin refahını ve onlara olan sorumluluklarınızı yerine getirmeyi düşünüyorsunuz. Bunun için de gemiyi doğru yürütmek, doğru yürütmek için de onların özverisini istiyorsunuz.”
Sabuncu şöyle diyor, “Genellikle işin ‘iş’ kısmıyla ilgili gerginlikleri ekibe yansıtmamaya çalışıyorum. Bunlar onların dertleri değil. Bu, benim ‘iş sahibi’ olarak ödediğim bir bedel.”
Çözünce kendinizle ve ekibinizle gurur duyduğunuz bir sorun var mı?
Bu sorumuzu üç isim de ihtiyacı doğru anlayıp “tam da oraya göre” bir ürün, dil veya kaynak yaratabilmenin mutluluğundan bahsederek benzer şekilde cevapladı. Bununla beraber Fırat, her şeyden önce bir girişimci olabilmenin gururuna da değiniyor: “Yaptığımız işin birebir bir örneği olmadığı için çoğu çözümü zaten kendimiz buluyoruz ve sektörde ilk çözen biz oluyoruz. Bu yüzden bu yolculukta karşılaştığımız her problem bir gurur kaynağı oluyor.”
Kendi işini kurmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler?
Bir iş fikri arayanlara – Yıldız: “DNA’nızda olan şeyi bulmanız önemli. Yaptığınız iş sizin ne kadar parçanız olursa o kadar başarılı oluyorsunuz. Bir yetenek, bir hobi, bir yatırım… Ne olursa olsun, onu bulmak çok önemli.”
İş fikrini geliştirmek isteyenlere – Fırat: “Öncelikli tavsiyem; mümkünse o işle ilgili bir yerde deneyim kazanmaları, yani çıraklığını yapmaları olur. Böylelikle kendilerinin çözmesi gereken çoğu sorunun çözümünü burada tecrübe edecekler ve en önemlisi de insan yönetmeyi öğrenecekler. Bununla birlikte de; gerçekten kendi işini kurmak istediklerine emin olmalarını tavsiye ederim. Her ne kadar risk almadan büyük başarılar gelmiyor ise de iş sahibi olmak uzaktan göründüğü kadar kolay olmayabilir ve ‘daha az yorulacağım’ derken çok daha büyük bir sorumluluğun altına girilebilir. Son olarak da; mümkün olduğu kadar küçük ve deneysel adımlarla yol almak büyük önem taşıyor.. Yola çıkmak için mükemmel olmak zorunda değilsiniz, ama mükemmel olmak için bir an önce yola çıkmak zorundasınız.”
Bir işi kurduktan sonra – Sabuncu: “‘En kötü ne olabilir ki?’ sorusunu daima cebinize tutun. Varoluşunuzu yalnızca bu iş üzerinden tanımlamaktan kaçının. Ekibinize yeterli alanı, özgürlüğü ve güveni sağlayın.”
Umarız bir sonraki e-mail de olabilecek toplantınıza sinirlenmeden önce bunları düşünürsünüz. Yöneticilerimizi sevelim, yöneticilerimizi koruyalım.


















